SON DAKİKA

YEREL YÖNETİMLER, YEREL DEMOKRASİ, YEREL SORUNLARIN YERİNDEN ÇÖZÜMÜ

YEREL YÖNETİMLER, YEREL DEMOKRASİ, YEREL SORUNLARIN YERİNDEN ÇÖZÜMÜ 07 Şubat, 2014 18:18 Güncelleme: 07 Şubat, 2014 18:18 YEREL YÖNETİMLER, YEREL DEMOKRASİ, YEREL SORUNLARIN YERİNDEN ÇÖZÜMÜ

 

-2-

Şark Cephesi'nde durum

Gözden kaçırılamayan, inkar edilemeyen önemli bir gerçek var. Bunca zamandır kuru sıkı verilen resmi söylevler gerçeği yansıtmıyor, değiştirmiyor. Türkiye; genel eşitsizliklerin (sınıf, din/inanç/mezhep, cins, ekonomik sektür vb.) yanı sıra bölgesel gelişmişlik/yaşam farklılığının derin olduğu ve bunu giderememiş, bunun uzun boylu kaygısını da duymamış, bunca zaman da korumuş bir ülke.

Öyle ki; yaşanan, yaşanmakta olan iki Türkiye var; biri doğu'da diğeri batı'da... Doğu; ekonomik kalkınma, toplumsal gelişme, siyasal yaşam açısından tek parti döneminin  ürünü bir ifade ile "memnu  mıntıka" olarak bugüne geldi. Ve bu durum 80 yıldır değişmedi. Yasalar tek gibi olsa/görünse de, hesaplar, anlayışlar, uygulamalar iki... Ülkeler tek, ama ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel" doku  iki... İki farklı yaşam, iki farklı beklenti, iki farklı kamuoyu söz konusu. Bu yürütülen politika ve anlayışların "bölücü" karakterini ve bundaki ilkel bir ısrarı da ibretle resmediyor.

Bugüne kadar gerçekler bilmezden gelinerek, sorunlar baskı ve şiddet yöntemleri ile çözülmeye çalışıldı. Şiddet ortamından bu yana Türkiye kamuoyu nerdeyse derin bir çizgiyle ikiye bölündü. Ve bu açık, apaçık, oldukça da ürkütücü bir realite olarak var olmaya, önemini korumaya devam ediyor. Bu durum şu dünya koşullarında artık saklanamaz, çözülmesi/aşılması gereken bir sorun. Bu durumun üç maymunu oynamayla aşılacağını düşünmek akıllı insanların işi değil. Bu sorun demokrasiyle, güçlendirilmiş/özerkleştirilmiş yerel yönetimlerle, yerelde mümkün olan katılımcılıkta, yerel demokrasiyle aşılabilir.

Kısaca bölgenin durumuna değinelim. Doğu'da kırsal alanlar neredeyse  bütünüyle boşaltılmış. Resmi kayıtlara göre 3.500 köy, mezra yaşam dışında tutulmaktadır. Tarlalar, meralar, yaylalar terkedilmek zorunda bırakılmış. Tarla tarımı, hayvancılık ölmüş. Ağası, paşası, yoksul köylüsü ile kırsal kesimin insanları boyunca yıldır göç etmiş; göç edenlerin bir bölümü de oldukça ağır yaşam koşullarında bölge kentlerine sığınmış. Tarlası, davarı, az çok varlığı olan nice insan şimdi metrepol kentlerde zoraki "züğürt ağa" durumuna düşürülmüş. Türkiye ortalamasına göre daha da genç olan bölge nüfusu işsizliğin, yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Bölgesel gelişmişlik farkı şiddet ortamında birkaç kat derinleşmiş. Kent varoşlarında, izbelerde birkaç aile bir arada barınmaya muhtaç edilmiş.Çocuklar, kadınlar çöplüklerden ekmek, yiyecek toplar duruma düşürülmüş.

Toplumun geleneksel dayanışma değerlerinin dışında, umutsuz, çaresiz insanlar... Bir büyük maddi. manevi çöküntü yaşınıyor. Kimi kadim kentlerin, asırlık kentsel değerlerin, kent kent kültürünün birikimleri göçüp gitmiş. Yerli-yabancı seyyahların anlatımlarından dökülen o kentler, kentliler nerdeyse yok. Bölge kentleri bütünüyle denilecek kadar köylüleşmiş, köylülük değerleri yaşama egemen olmuş. Kentler bir yanı ile hem Kürt kimliği edinmiş, Kürtleşmiş, hem de aile-kabile-aşiret ve benzeri yerel alt özellikleriyle kente taşınmış, bu alt kimlik değerleri-dayanışmaları ile yaşama tutunmuş on binlerce, yüz binlerce insan...

80 yıllık Cumhuriyet yönetimleri, merkezi yönetim, bögenin sorunlarını çözmek, bölgesel eşitsizliği gidermek açısından açık bir başarısızlık göstermiştir. Ekonomide, siyasette, yaşamın tüm alanlarında "memnu bölge" olma durumu sürdürülmüştür. Toplumsal dokuşu tüm partilerin ortak resmi politikası olmuştur. "Kör olası aşiretçi-feodal sistem" koruculukla yeniden devreye sokulmuş, canlandırılmıştır. Koruculuk ki, Osmanlı'dan gelen "Hamidiye Alayları", "Aşiret Alayları"nın devamı niteliğindedir.

Bölgenin kalkınmasında sınır ticaretinin kalıcı hale getirilmesinin özel önemi açıktır. Sınır ticaretine bölgenin, halkın ihtiyaçları açısından değil, güvenlik açısından, kimi insanların çıkarları açısından bakılmıştır. Keyfilik içinde korsan bir zenginleşme, yolsuzluklara açık bir şekilde yürütülmüştür.

1980'den sonra, hem 15 yıl süren iç şiddet ortamı, hem İran-Irak  Savaşı, hem de Körfez  Savaşı ve sonrası, bölgesel eşitsizliği birkaç misli derinleştirmiştir. Bölge büsbütün yoksullaşmıştır. İç savaş ortamında, az da olsa var olan bçlge sermayesinin, aydın ve entelektüel birikimin, kalifiye iş gücünün bölgeyi terk etmesi eşitsizliği daha da işinden çıkılmaz hale getirmiştir. Tarım, hayvancılık ve ticaretteki çöküş, sınır ticaretinin güvenlik sorunlarına endekslenerek yasaklanması, kimi zaman da keyfilik içinde yürütülmesi sürmektedir. Halkı birbirine kırdıran, yolsuzlukolundan lara, cinayetlere, kan davalarına neden olan koruculuk tasfiye edilmemekte, halkın sesi duyulmak istenmemektedir...

Esasen çok particiliğe geçilen günlerden bu yana bölge, siyaseten "memnu bölge"  ilan edilmiştir, öyle de götürülmek istenmektedir. Bugün bile DEHAP dışında neredeyse hiçbir partinin il ve ilçe örgütlerinin kapısı açık değildir. Türkiye genelinde bütünüyle ölgün olan, seçimden seçime az çok canlanan siyasetin bölgedeki işleyişi daha da vahimdir. Siyasal sistem bölgenin sorunlarının çözümünü hala siyaset dışı mekanizmalardan devralmak, normalleşmeyi sağlamak niyetinde gözükmemektedir. Daha yakın bir döneme kadar bölgede siyasal faaliyet üç-beş yüz yerel nüfuzlu kişi eliyle yürüyen/yürütülen, yerel çıkarlara, çekişmelere, husumetedayanan bir faaliyetti. Partilerin bölgedeki ayakları; her biri karşı/farklı partiyi destekleyen ağalar, beyler, aşiret reisleriydi. Gerçi köprülerin altından akan sular bölge halkını silkeleyip kendine getirdi, ama bugün bile bölgede 13 ilde birinci parti, yer yer tüm partilerin aldığı oyların toplamından daha fazla oy alan partinin önüne konulan yüksak barajlarda bölge halkının Ankara'da/merkezi yönetimde temsili mümkün olmamakta, halkın iradesinin gerçekçi, adil bir şekilde parlamentoya yansıması önlenmektedir.

Bölgede yakın bir döneme kadar yerel nüfuzlu kimselerin yerel husumetlerin çatışma alanı olan yerel siyasetin çehresi değişme yolundadır. Feodal-aşiretçi güçlerin yerel her türden geri kimliklerin geleneksel siyasal çekişmelerin (koruyuculuk sistemi ile yeniden canlandırılsa da) büsbütün olmasa da büyük olçülerde aşağı çekilmesi sonucu, bölge genelinde halkçı-demokratik bir siyaset ortamı izlenmekte, yükselmekte, halkın güvenini kazanmaktadır. Bölgede HADEP'in 39 belediyede gösterdiği performans bir ilktir. Halkın kendi kendisini yönetme, köyünü, ilçesini, kentini sahiplenme eğilimini, yönetme ilgi ve becerisini, katılım arzusu gelişme yolundadır. Tüm zorluklara, engellere rağmen halkın yerel yönetimlerini sahiplenmesi, gösterdiği çabalar önemli bir değişimin mümkün olduğunu göstergesidir. Mevcut yerel yönetim kadroları bu yolda önemli bir başlangıç yapmışlardır.

Bölge belediyeleri, yerel yönetimleri Türkiye ortalamasına göre iki-üç kat daha fazla ağır sorunlar altında nefessiz kalmış, iş göremez durumdadır. Bölgede genelde farklı bir hukuk ve uygulama yanında, merkezi yönetimin  bölge belediyelerine bakışı, tutum ve davranışları, uygulamaları da farklı. Merkezi yönetim bölgedeki belediyelerin bir anlamda karşıtı, rakibi olarak değerlendiriyor, öyle de algılıyor. Bunun için de kamu idaresinde demokratik bir reforma ve gene demokratik/halkı söz sahibi yapacak bir yerel yönetimler anlayışına kuşkulu gözlerle bakıyor. Aman güç, imkan, yetki merkezin elinden çıkmasın, yerel yönetimler güçlenmesin diye bir anlayış içinde... Bölgede güçlenmiş yerel yönetimler "Allah muhafaza" başımıza bela açmaz, ülke bölünmez mi? AB'ye girme yolundan demokratikleşme, güçlendirilmiş yerel yönetimler ülkeyi böler paranoyası bir türlü aşılamadı, aşılamıyor...

NOT:Bu yazı 10 yıl önce yazar tarafından kaleme alınmıştır.


devam edecek...

Yorum Ekle