Abdullah Öcalan tarafından başlatılan yeni süreci değerlendiren yazar Vedat Türkali, Öcalan'ın çözümün yolunu açtığını belirterek, çağrıcısı olduğu Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin, "Vicdanı memleket sevgisi insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım" dedi.
Yazar Vedat Türkali, PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından başlatılan "çözüm süreci" ve çağrıcıları arasında olduğu Ankara'da 25 Mayıs'ta düzenlenecek olan Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı. Öcalan'a başlattığı süreç için selamlarını gönderen Türkali, Barış ve Demokrasi Konferansı için ise, "Vicdanı memleket sevgisi insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım. Kardeşliği istiyorum, sevgiyi istiyorum, herkesin vicdanı doğrultusunda yaşama özgürlüğünü savunuyorum. Zaten yapılacak toplantıda insanlardan istenilen de budur" diye konuştu.
*Abdullah Öcalan tarafından başlatılan çözüm süreci hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Çözüm süreci normal seyri içerisinde devam ediyor. Gördüğümüz kadarıyla da olumlu bir yani var tabi ki. Bir defa bu kan duracak. Bu bakımdan ben şahsen Öcalan'a büyük bir sevgi duyuyorum başarı diliyorum. Selam ve saygı iletiyorum. İyi bir şey yapıldı. Öcalan'ın Newroz'da yaptığı konuşma uzun bir konuşmaydı. Bu uzun konuşmada kimi yerlere insanlar haliyle takılabilir. Şunu da söylememek olabilirdi diyebilirsiniz. Ama sonuca bakmak gerekir. Yaptığı etki çözüm yolunu açmıştır. Zaten istenilen de bu yolun açılması. Yolu açtı, dağı temizliyor. Ben bu konuda çok daha evvel yazılar yazdım. Öcalan Başbakana, 'Bir tek cümle söyle dağı boşaltalım 2 saat içerisinde' demişti. Ama Başbakan ne yaptı? Oy kaygısı yaşadı, MHP'nin oylarına göz dikti ve bunun kaygısıyla iki metre bir ip aldı, 'Alın asın' dedi. Hz. Muhammed'in bir sözü vardır; 'Kime iyilik ettinizse kötülüğünden sakının' der. Bu sözü söyledim o zaman.
Karayılan'ın da bence tutumu doğru bir tutumdur. Ülkeyi yavaşça kendi yollarından terk etme yöntemiyle olayı bitiriyorlar. Gördüğüm kadarıyla, daima da hazır bekliyorlar. Ki bu da haklı bir durum. Çünkü o kadar çok acıya mal olmuş ki bu olay, öyle kolayca feda edilecek bir durum yok ortada.
Bu meseleyi bu günlerde çok düşünüyorum. Yeni romanımda zaten temel mesele bunlar. Fakat şunu iyi bilmek lazım; Türkiye'de Kürt meselesinin çözümü yalnız başına bir çözüm olarak net bir sona varmaz. Türkiye'de özellikle Ermeni meselesini de birlikte çözmek lazım. Devamlı olarak bir yalan var: 'Ermenileri Kürtler öldürdüler'. Tabi ölenler oldu. Ama Kürtlerin içerisinde çok seçkin adamlar da var. Her türlü tehlikeyi o dönem göze aldılar ve Ermenileri aralarına aldılar. Müslümanmış gibi gösterdiler ama dinlerine saygılı oldular. Bu gün mesela Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş Ermenice kurslar açtılar. Ermeni dilini öğretmek için de çaba sarf ediyorlar. Ve yalnızca Kürtlere yönelik değil Ermenilere de aynı itinayı gösteriyorlar. Bu bence çok önemli bir şey. Çünkü Ermenilere bugün ABD'deki diaspora el koyuyor. Ve onların yöntemleriyle bir yerlere vardırılmak isteniyorlar. Halbuki bu yol çıkmaz bir yol. Bu işe Türkiye'nin sahip çıkması lazım.
Bu gün hava farklı. Bu gün Türkiye çok tehlikeli bir süreç yaşıyor. Başbakanı alıp götürdüler ABD'de iltifatlarla karşıladılar. Vaktiyle Enver Paşayı nasıl Almanlar göklere çıkardılarsa hatta 'Enverland' dediler. Türkiye'nin adını böyle değiştirdiler hatta. 'Enverland' dediler sonra 'Sen-verland' oldu. Türkiye'nin nesi var nesi yoksa aldılar Osmanlı İmparatorluğu çöktü gitti. Bu günkü durum biraz buna benziyor. Amerika Türkiye'ye iki adet füze kalkanı yolladı biliyorsunuz. Bu füzeler uzun mesafeli füzeler hatta nasıl kullanılacağını da bilmiyorlar. 500 tane de militan yolladılar, kendi adamlarını. Güya onlar biliyorlarmış kullanmayı. Ama basına yansıdığına göre onlar da bilmiyorlar nasıl kullanacaklarını. Bir füze yanlış bir yere düşerse Türkiye tam bir ateşin içine düşürülebilir. Amerika bu gün ne yapıp edip, bir savaş provoke etmek davasında. Çünkü ABD bunalımın zirvesinde dolanıyor. Onu önlemek için silah satılan Amerikan sermayesinin yatırım yapacağı yeni alanlar açmak istiyorlar. Belki konu dağıldı ama bunlar söylenmesi gereken şeyler.
* Sizce gelişen bu süreçte hükümetin atması gereken adımlar neler?
Hükümete düşen ise Kürt ve Ermeni sorununu yani Türkiye'de yaşayan tüm insanların sorununu çözmektir. Bu ülkede yalnızca Türk olarak değil Ermeni, Yahudi, Çingene, Kürt, Gürcü, Lazlar olarak yaşıyoruz. Zaten TKP vaktiyle ilk programında Lazlar, Kürtler isterlerse bağımsız devlet kurmak hakkını kullanabilirler demişti. Böyle bir tarihi çıkış da vardır. Bu gün bağımsız bir devlet kurmalarına da gerek yok. Ama bu gün biz hepimiz bu ortak vatan içerisinde hep birlikte bu vatana sahip çıkmalıyız. Bunun temeli de mutlaka ve mutlaka demokrasi, özgürlük ve bunların dayandığı sağlam bir anayasa ile oluşur.
Bu anlamda sağlam bir anayasa yapılması gerekir. Ama dikkat ederseniz anayasa yapımı konusunda hep kaytarma yolunu tutuyorlar. Aslında en tehlikelisi de Türkiye'de bugün hükümetin başındaki adam ki Tayyip'tir adı. Nasıl geçmişte 'Enverland' denildi ise 'Tayyipland' oldu bugün de. Bir gün de 'Kayıpland' haline gelmeyiz inşallah. Erdoğan başkanlık sistemini istiyor. Zinhar verilmesin. ABD'deki başkanlık sisteminde muhalefetin biraz ileri gittiği zaman iktidarı suçlu sandalyesine oturtabilecek bir gücü var. Bizde böyle bir şey olmaz. Bizde eğer Erdoğan başkan olursa Türkiye felakete gider.
Bu arada BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a da yürekten selam ve sevgilerimi sunarım. Geçtiğimiz haftalarda Taraf Gazetesi'ne bir röportaj verdi. Çok net ve çok güzel bir şekilde 'Biz Kürtler de böyle bir başkanlık sistemini istemiyoruz, isteyemeyiz' dedi. Çünkü ben korkmaya başlamıştım. Başkanlık sistemi Kürtlere de zarar verir. Gerçekten demokratik bir düzen, özgür bir düzen ve bütün insanların anayasal haklara sahip çıktığı ve devletin de kendisine sahip çıktığı bir ülke yaşanası bir ülke olur. O ülke aynı zamanda Ortadoğu'da bugün ki gibi bir savaş provokasyonunun değil, dostluk kardeşlik dayanışma çabalarının zirvesi haline gelebilir. Hepimiz mutlu oluruz.
* Türkiye solunun sürece yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye solu? Hangi sol? Nerede Türkiye'de sol? CHP mi sol? Adamı güldürmeyin. Ben tarihsel görevi belli olan TKP'nin bile gerektiği yerde duramadığı için üzgünüm. Türkiye'de sol ve gerçekten dirayetli sol kafalar, parça parça gruplar var. Ama daha bütün bunlar Türkiye çapında ağırlıklarını koyacak kadar, Türk halkıyla kardeşçe bir bağ kuramadılar maalesef. Yani Kürdü, Türkü, Ermenisi, hepsi bir arada cennete dönebilecek bir ülke için birlikte işler yapabilirler. Ama bugün böyle bir sol yok Türkiye'de.
* Çağrıcısı olduğunuz Barış ve Demokrasi Konferansı'na ilişkin görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Toplantıda vicdanı olan, memleket sevgisi olan, insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım. Kardeşliği istiyorum, sevgiyi istiyorum, herkesin vicdanı doğrultusunda yaşama özgürlüğünü savunuyorum. Zaten yapılacak toplantıda insanlardan istenilen de budur.