SON DAKİKA

Öcalan'ın uyarıları ve HDP

Öncesindeki Kürt ayaklanmalarında biriken tepkinin zaman içerinde doğurduğu ve çağın gerekleri ile dönüşüme uğrayan Kürt Hareketinin ulaştığı son nokta bugün HDP'dir. 12 Haziran, 2015 02:36 Güncelleme: 12 Haziran, 2015 02:36 Öcalan'ın uyarıları ve HDP

MEHMET RON yazdı:

Türkiye'de insan hak ve özgürlükleri için mücadele eden hareketlerden biri olan Kürt Özgürlük Mücadelesi 80 darbesinden önce organize olmuştu. Temel amacı Türkiye'de yok sayılan, asimile edilen ve imha edilen Kürtlerin haklarına kavuşması ve bağımsızlıklarını elde etmesi için mücadele etmekti. Bu mücadele için legal yolları tıkayan kapitalist Gladyo örgütlenmesi ve “Türk milliyetçisi” sistemin saldırıları karşısında illegal sayılan yollara başvuruldu. Ve Kenan Evren diktatörlüğünde yapılan kanlı 12 Eylül darbesinin ardından Diyabekir zındanlarında ortaya çıkan ve sonrasında organize edilen PKK hareketi ortaya çıktı.

Öncesindeki Kürt ayaklanmalarında biriken tepkinin zaman içerinde doğurduğu ve çağın gerekleri ile dönüşüme uğrayan Kürt Hareketinin ulaştığı son nokta bugün HDP'dir.

Peki, Kürt siyasi hareketi ulus devlet aşamasını aşıp da nasıl “Demokratik ulus” noktasına geldi? Bu soruların cevapları için konunun en büyük muhatabı sayılabilecek Abdullah Öcalan'ın görüşlerine başvurmak gerekiyor.

3. Yargı paketiyle serbest bırakılan savunmaları kitaba çevrilen Öcalan, demokratik toplumu açıklarken “Demokratik toplum devlet ve diktatörlük olmayan, olmaması gereken bir toplumsal yönetim biçimidir. -Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü -s.241”demektedir.

Kürt hareketinin ulus devlet istemini inceleyen bölümlerde ulus devletin, halkların egemen güçler karşısında ulaşabileceği bir çözüm olamayacağını belirttiği bölümde önderi olduğu Kürt hareketinin değişimini“Kürt sorunu devletçiliğe hiç bulaşmadan, ulus devletçi  arayışlara yönelmeden ve o kapsamlar altında çözümlere zorlanmadan, toplumun demokratik yönetim modelleri içinde çözümlenebilirdi. S-233” diyerek açıklamaktaydı.

Bu açıklamayı yaparken çağın değişen koşullarını mihenk noktası göstererek “ Ne eskinin Kürtü, ve Kürdistanı gibi olunabilir, ne de yakın geçmişin “ulusalcıları”, PKK'si, HRK'si ve ERNK'si gibi mücadele edilebilirdi. Düşman eski düşman olmaktan çıkmıştı. Pek güvenilmese de, utangaçça da olsa, Kürt'ü ve Kürdistan'ı kabul edebilen, özgür Kürt kimliğini toptancı bir yaklaşımla reddetmeyen bir dönüşüme uğramıştı. Tüm bu tarihsel-toplumsal dönüşümlerin yeni bir Kürtlük ve PKK tanımı gerektirdiği, yeni sistem kavramları ve kurumlarına ihtiyaç gösterdiği açıktır. S 243” diyerek mevcut çağda üretilebilecek çözümlerin neden değişmesi gerektiğini açıklamıştı.

Gerçekten de Öcalan'ın uluslararası komployla yakalanıp Türkiye Cumhuriyeti'ne teslim edildiği ve dönemin başbakanı olan Ecevit'in“Neden bize teslim ettiler, anlamıyorum” dediği dönemde başlayan bu inceleme ve değerlendirme sürecinde Öcalan, Kürt sorununun aslında Uluslararası bir sorun olduğunu görmüş ve bu sorunun aslında Ortadoğu'nun emperyalist sistemler tarafından kullanılabilmesi için araç haline getirildiğini anlamıştı. Aynı zamanda ulus devletlerin eninde sonunda kapital sistemlere hizmet edecek noktaya evrimleştiğini (detaylı bilgiler için Kürt sorunu – Demokratik ulus çözümü) çözümlediğinde bu değişimi öncelikle PKK'ye ve halka açıklaması gerekmişti.

PKK içinde kimi odakların karşı çıkmalarına rağmen sonunda kabul edilen ve Öcalan'a bağlılık bildirilen toplantılardan sonra konunun halka açıklanması ve gereken çalışmaların başlatılması gerekiyordu. Bunun için yapılan girişimlere kısmi de olsa destek veren devlet aklı, oluşturulan KCK yönetimleriyle “demokratik ulus” modelinin tabana indirilmesi için“legal siyaset” alanını genişletti.

Engellemelerle karşılaşsa da yılları bulan çalışmalarla başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halkları “demokratik ulus” çözümüyle tanıştı. Öcalan bu durumu “Seslendiği Kürdistan halkı kendisine olumlu yanıt vermiştir.Kürdistan artık eski mezar sessizliğinde değildir. Önümüzdeki süreç ister barışla kazanılsın ister savaşla, sonuç demokratik ulusların inşa çağı olacaktır.” Diyerek halkların da kabul ettiği genişleyen ve güç bulan “demokratik ulus” modelini deklare etti.

Ancak devlet aklının onay verdiği bu dönüşüm Gladyo örgütlenmesi ve kimi İktidar yöneticilerinin sert tepkileriyle karşılaştı. Öcalan bu dönemi“AKP'nin 4 Mayıs 2007'de gizli mutabakatıyla G.K başkanıyla sonra 5 Kasım 2007'de ABD ile uzlaşması durumu daha karmaşık hale getirdi. AKP hükümeti PKK'yi tasfiye temelinde çözüm arayışına girişti” diyerek deşifre etti.

AKP'nin özel savaş stratejisini şu sözlerle açıkladı. “AKP hükümeti PKK'yi tasfiye temelinde çözüm arayışına girişti. Başbakan R.T.E, 2005'te Diyarbakır'daki konuşmasında önemli bir taktik hamle yaparak Kürt sorununa çözüm vaadinde bulundu. Bu vaatlerde PKK'yi tecrit etme ve AKP'ye destek sağlama temelinde adı geçen sözde bireysel haklara dayalı niyetler söz konusuydu. Üzerinde oldukça çalışılmış, ABD, AB ve komşu ülkelerin yanı sıra içte ve diğer devlet partileri, birçok basın yayın kuruluşu ve sivil toplum örgütüyle yeniden örgütlendirilmiş -Kürt işbirlikçilerinin desteğinin sağlandığı- bir tasfiye planı“demokratik açılım” adı altında piyasaya sunuldu. Ayrıca pratikte eskisinden katbekat arttırılmış, askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, psikolojik ve diplomatik cephede yoğunlaştırılmış topyekûn seferberlik ve eylem hamlesi planla birlikte uygulamaya konuldu. Yeni milis güçler eskinin Ülkücüleri ve Hizbullah'ı değil, bizzat AKP Hükümetinin yönetimi altında geliştirilen ve çok parçalı inşa edilen bir nevi  “Kürt HAMAS”ıydı

Öcalan'ın çağrısın üzerine sınır dışına çıkan PKK kadrolarına sınır noktalarında saldırılar yapılmış 500'e yakın gerilla öldürülmüştü. Süreci sürdürmek adına PKK tarafından “Ateşkes” ilan edilmiş ve birkaç yılı bulan çatışmasız bir süreç devreye girmişti. Bu süreçte legal siyaset alanında her şeye rağmen adımlar atılmış ve Kürt sorunu çözüm aşamasına getirilmeye çalışılıyordu. Ancak süreç birden bire çıkmaza girmiş ve hazırlanan Silvan Provokasyonu benzeri olaylarla Kamuoyundan destek alınmaya çalışılmıştı. Ve Öcalan'ın deşifre ettiği planın uygulamaya sokulduğu ortaya çıkmıştı.

AKP iktidarının en önemli ortaklarından olan Cemaat ise Gladyo Operasyonlarının ve İran - Rusya bağlantılarının farkına vardığında biraz geç olmuştu. Kullanıldıklarını anladıklarında çok geçti.

KCK operasyonları gibi Balyoz ve Ergenekon operasyonlarını Cemaat'e yıkan AKP, bu şekilde Cemaat'in kendisine karşı kullanacağı kozlar karşısında Cemaati olabildiğince itibarsızlaştırma politikası izledi ve bunda büyük oranda başarılı oldu.

Öcalan ise bu organizasyonun mimarlarını şu şekilde açıklıyordu. “Deniz Baykal'ın CHP'siyle ordu içinde bazı komutanların da başlangıçta uzlaştığı ve desteklediği plan ve hamle buydu. Devlet içinde bazı önemli kurumların muhalefetiyle karşılaşsa da, bu planın yürütülmesinden çekinilmedi. KCK operasyonları, hava saldırıları bu planın kapsamındaydı. s-357”

Halkların Demokratik Partisi'nin halkların ortak gücüyle adaletsiz yüzde 10 seçim barajını yıkmasının ardından Meclis'te ortaya çıkabilecek koalisyon seçenekleri için eski AKP lideri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın neden CHP Genel Başkan'ı Kemal Kılıçdaroğlu yerine sadece milletvekili olan Deniz Baykal'ı çağırdığı şimdi daha iyi anlaşılacak.

Diyarbakır'da seçimden önce HDP mitinginde meydana gelen patlamaların ve sonrasında yine Diyarbakır'da meydana gelen silahlı saldırıların Öcalan'ın yıllar önce işaret ettiği AKP'nin “milis güçleri”olabileceği de düşünülmeli.

Türkiye halklarının barışa, kardeşliğe ve adalete olan özleminin zirve yaptığı bu seçimlerde her siyasi partinin üzerine düşen görevi yerine getirmesi ve gerekli “Barış ve Adalet” adımlarını Gladyo yapılanmaları gibi hiçbir örgütün güdümünde kalmadan, ekonomik,  siyasi tehditlerine boyun eğmeden “Bağımsız ve Özgür bir Türkiye Cumhuriyeti" için atmaları hayati bir ihtiyaç.

Türkiye toplumun %60'ının (CHP-HDP-MHP) “Değişim” taleplerinin dikkate alınmaması ve eski hükümet kadrolarının oyalama politikaları işleri kötüleştirmekten başka bir işe yaramaz gibi gözüküyor.

 

Yorum Ekle