SON DAKİKA

İster IŞİD, ister DAİŞ; çikletten çıkmadı ya ortaya

İster IŞİD, ister DAİŞ deyin, siyasi İslam adına olmadık vahşeti sergileyen bu terörist örgüt, "ılımlıları", "radikallere" karşı kullanma cinliğindeki Batı'nın istenmeyen çocuklarından birisi. 01 Kasım, 2014 06:01 Güncelleme: 01 Kasım, 2014 06:01 İster IŞİD, ister DAİŞ; çikletten çıkmadı ya ortaya

MURAT YETKİN

MURAT    YETKİN

 

 

Ben demiştim demeyi sevmiyorum ama daha dün yazdık, Türkiye'nin Kobani'den daha büyük derdi, kâbus senaryosu Irak ve Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) Halep'e saldırmasıdır diye.

Aynı gün Paris'te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ortak açıklamasında Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande da IŞİD'e karşı savaşta tek meselenin Kobani olmadığı konusunda Erdoğan'a katıldığını ve Fransa'nın da asıl endişesinin Halep olduğunu söyledi.

Halep, Suriye'nin ikinci büyük şehri. Kilis'e yalnızca 60 kilometre uzaklıkta. Şehrin bir kısmını elinde tutan El-Kaide bağlantılı El-Nusra örgütünün son zamanlarda IŞİD'le yakınlaştığı iddiaları doğruysa, böyle bir saldırıda, Halep IŞİD'e düşmese dahi, Türkiye'ye kısa sürede büyük bir göç dalgası gelmesi endişesi var. Korkulan, zaten şu an ülkemizdeki 1,5 milyon kadar sığınmacıya ek olarak 1,5 milyon kadar sığınmacının daha, üstelik bir hafta gibi bir sürede sınırlara dayanmasıdır. Erdoğan bu konuda Fransa'dan bir destek bulmuşa benziyor.

***

Erdoğan dün ortak açıklamada ilk defa tanık olduğumuz bir şey yaptı; IŞİD'e DAİŞ dedi.

Bu sözü ilk kullanan ve böyle kullanılmasını öneren aslında Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius olmuştu.

Ama Erdoğan bu kısaltma isim değişikliğine sadece ev sahibi Fransızlara jest olsun diye gitmedi herhalde.

Erdoğan bir süredir, akıllara durgunluk veren, kız çocukların ırzına geçip köleleştirmekten insanların boğazını kesmeye, bunu da filme alıp yaymaya dek varan vahşetlerini katı bir Sünni şeriatına dayandırıp kendilerine İslam devlet demelerine çok kızıyordu. Lakin örgütün adı da İslam devleti idi işte…

Ülkesinde çok sayıda Kuzey Afrikalı Müslüman yaşayan Fransız Dışişleri Bakanı da işte tam bu yüzden, Müslüman seçmeni daha fazla kızdırıp karşı safa itmemek için örgütün Arapça kısaltmasını kullanmayı önermişti. Böylece İngilizce –ya da bizde Türkçe- kısaltmasıyla, halkın İslam sözcüğünü bir terör eylemiyle daha anmaması fikrinden hareket etmişti; politik psikolojide bunun yeri vardı.

DAİŞ, ya da Batı'da dendiği şekliyle DA'ISH, Arapça “ad-Davlâ al-Islâmiyâ fil-?Irak ve aş-Şâm”, yani tekrar olacak ama Irak ve Şam İslam Devleti” ifadesinin baş harflerinden oluşuyor. Şam, malum, eskiden bu yana sadece şehrin değil, Suriye'nin tamamını içerecek şekilde kullanılıyor.

***

Bu söyleyiş, siyasetçilerin kendilerini daha rahat hissetmesini sağlayabilir belki, ama gerçek durumu değiştirmez.

Şu anda Irak ve Suriye topraklarının birbirine komşu üçte biri IŞİD, ya da DAİŞ kontrolünde. Burada “İslam Devleti” ve “Halifelik” ilan ettiler; bizim Diyanet bunu küfür saydı, tanımadı. Daha ortaya çıkalı iki yıl olmayan örgüt, dünyaya kök söktürüyor.

Ama adına ister IŞİD, ister DAİŞ deyin, bu belanın çikletten çıkmadığı, bir sabah gözümüzü açtığımızda ansızın karşımızda belirmediği de ortada.

Batı sisteminin neredeyse bir asırdır izlediği “Ilımlı” Müslümanları, “köktenci”, ya da “aşırılıkçı” Müslümanlara karşı destekleme siyasetinin istenmeyen çocuklarından birisi o da.

Örgüt aslında 2004 yılında, bir yıl önce başlayan Irak'ın ABD öncülüğündeki işgaline karşı kuruluyor. İlk adı Irak İslam Devleti, siz yeni adlandırmayla DAİ de diyebilirsiniz isterseniz.

Merkez üssü, Sünni Arap aşiretlerin çoğunlukta olduğu el-Anbar eyaleti olmuş. Aynı yıl patlayan el-Gureyb cezaevi işkenceleri örgütü öne çıkarmış. ABD'nin müttefiklerden gelen bütün ikazlara karşın öğretmeninden itfaiyecisine bütün eski Baas mensuplarını sistem dışına atması, aşiretlerle birlikte ona taban sağlamış. Kısa sürede Usame bin-Ladin tarafından “Mezopotamya El Kaidesi” adıyla Irak kolu olarak tescil edilmişler.

Ladin o sırada 11 Eylül 2001 saldırılarıyla ABD'ye meydan okumuş, bütün dünyadaki cihatçıların doğal lideri konumunda ve ABD öncülüğünde (Türkiye'nin de dahil olduğu) Batılı koalisyon güçlerine karşı Afganistan'da savaşıyor.

***

Afganistan'daki İslamcı savaşçılar, malum, 1980'lerde ABD, Fransa, İngiltere ve (Türkiye dâhil) diğer Batılı ittifak üyeleri tarafından Sovyetlerin işgaline karşı silah, para ve istihbarat ile desteklendiler. O zaman, Batının askeri çıkarlarına hizmet ettikleri ve İran'daki “kötü” İslam devrimcileri gibi Şii olmadıkları için “ılımlı” ve “iyi” sayılıyorlardı; paralar da Suudi Arabistan ve petrol zengini diğer Körfez Araplarından geliyordu. Gülbeddin Hikmetyar dediğiniz aksakallı bir ihtiyardı o zaman, Batı için bir bulunmaz nimet sayılıyordu.

Ne zaman ki Sovyetler dağıldı, Rus orduları geri çekildi, iyi çocuklar ABD ve müttefiklerinden aldığı silahları onlara çevirdiler ve bir anda “kötü” ve “radikal, aşırılıkçı” oldular, ama artık çok geçti.

İşte DAİ, böylece El Kaide desteğinde gelişip, Irak'ta ABD ordusuna, daha sonra da Sünnilere hayatı zindan eden İran destekli Nuri el-Maliki hükümetine kök söktürmeye başlamıştı.

Ancak Arap Baharı Suriye'yi de etkisi altına alıp Beşar el-Esad'a karşı kalkışma başlayınca durum değişti

***

Suriye'de El Kaide iç savaştan önce neredeyse hiç yokmuş. Esad'a karşı direnişin gövdesini Müslüman Kardeşler (haydi başladık, onlara da Arapça İhvanı Müslimun, ya da kısaca İhvan diyelim) oluşturuyordu.

Ancak İhvan, Mısır'da Tahrir devrimi sonrasında iktidara gelince, birden bire Batının gözünde ”ılımlı” ünvanını yitirmeye başladı.

O sırada Erdoğan ABD Başkanı Başkanı Obama'yı, ana gövdesini İhvan'ın oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) silah, para ve istihbarat vermeye ikna etmeye çalışıyordu. Ancak Amerikan ve Fransız gizli servisleri ve başkaları da, Ankara'yı bu “iyi çocuklar” arasına karışmış “yaramazlar” konusunda uyarıyordu. Bu çekingenlikte tabii ki Rusya'nın Esad'a verdiği desteğin payı vardı. Olmayınca, Türkiye bugün başını çokça ağrıtan kendi yöntemleriyle “ılımlı” muhalefete destek verdi.

İşte “El Nusra cephesi” bu koşullarda, 2012'te ortaya çıktı ve El Kaide onu Suriye kolu olarak resmen ilan edene kadar, Ankara onların “kötü çocuklar” olduğuna ikna olmak istemedi dense yeridir.

Mısr'da İhvan'cı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi devrilince, Suriye'deki İhvan tabaının bir kısmı daha El Nusra'ya katıldı.

***

İşte o sırada El Kaide vahim bir hata yaptı. Irak'taki kolunu Irak'taki faaliyetlerini askıya alıp bütün güçlerini Suriye Esad'a karşı El Nusra'ya destek için seferber etmesini istedi.
Ama DA'İciler Irak Baas'ı vasıtasıyla Suriye Baas'ı ile daha önceki yıllarda bağlantı kurmuşlardı. Onların derdi zaten Akdeniz kıyısında sıkışmış Alevi-Nusayri bölgesiyle değildi; Irak ve Suriye Mezopotamya'sından başlayarak, belki kuzeye Türkiye'ye de yayılacak, petrol, gaz, su ve verimli topraklarıyla bir İslam devleti istiyorlardı. El Kaide'ye rest çekip, isimlerini DAİŞ olarak değiştirdiler ve El Nusra'yı da düşmen ilan ettiler.

İşte şimdi DAİŞ, ya da IŞİD'in ABD-öncülüğündeki koalisyon saldırılarından bu yana sahada ittifak kurma hazırlığında olduğu yolunda istihbarat raporları başkentlere ulaşıyor.

Irak'taki durum da vahim, ama Suriye'de Halep düşerse diğer hedefler de domino taşları gibi birer birer düşebilir endişesi, yalnızca Ankara'yı değil, diğer Batılı başkentleri sarmış durumda.

ABD mi ne yapacak? Durum bakalım, 4 Kasım'daki ara seçimlerden önce onu da ayrıntılı incelemek gerekiyor, paylaşırız.

 

Yorum Ekle