
Paris'te ardında 127 ölü şimdilik- ve kimisine göre 80'i, kimisine göre 99'u ağır yüzlerce yaralı bırakan cuma gecesi saldırılarını IŞİD üstlendi.
IŞİD'in Arapça, Fransızca ve İngilizce yayımlanan açıklamasında Paris'teki kan banyosu fırtınanın ilki olarak niteleniyor; yani bu tür saldırıların arkasının geleceği ima ediliyor.
Neden Paris? Üstelik, bu yılın Ocak ayında Charlie Hebdo saldırısıylasırasını savmış sayılmaz mıydı?
Bu tür klişe görüşler, IŞİD'in kafa yapısını anlatmıyor olmalı. Neden Paris? sorusunun çok çeşitli cevapları muhakkak ki mevcut. François Hollande'ın Eylül ayında Suriye'de IŞİD'e yönelik hava harekatını arttırmış olması, bu arada özellikle 8 Ekim'de Rakka'ya yönelik çok şiddetli bir hava saldırısı düzenlemiş bulunması, Paris'in IŞİD hedefi seçilmesine dair rasyonel ipuçlarını belki verebilir.
Ama, IŞİD açıklamasına bakmak, Paris'i saldırı hedefi seçenlerin kafa yapılarını, bilinçaltlarını çok çarpıcı biçimde yansıtıyor olmalı. Paris, IŞİD açıklamasında fuhşun ve müstehcenliğin başkenti olarak tanımlanıyor.
Kimisine göre, Paris dendiğinde, akla 18.Yüzyıl'daki aydınlanmanın, Diderot'ların, Voltaire'lerin, Jean-Jacques Rousseau'ların, Montesquieu'lerin başkenti gelir.
Kimisine göre devrimin başkentidir Paris. Danton'un, Robespierre'in, Saint-Just'ün başkenti. Ya da Louis-Auguste Blanqui'den Jean Jaurés'e, solun çeşitli ve renkleriyle, 19. Yüzyıl'dan 20. Yüzyıl'a, 1870'deki efsanevi Paris Komününden 1944'deki Anti-Nazi Direnişe, yani resistancea, bambaşka bir siyasi büyüye sahip, her metrekaresi tarih olan bir başkent.
Ya da Seine Nehri'nin sol yakası yani Rive Gaucheu, oradaki Saint-Germain'i, Saint-Germain-des-Prés'i, Odeon'u, Saint-Michel'i, Pantheon'u, Montparnasse'ı ile entelektüelizmin, yani bir bakıma Jean-Paul Sartre'ın, Albert Camus'nün, Simone de Beauvoir'ın başkenti.
Montmartre'ı ile sanatın, Pigalle'i ile yirminci yüzyıl kabare hayatının, Seine'in sağ kıyısında, Vendome ve çevresiyle modanın başkenti.
Benim kuşağımın ben dahil- binlerce bireyinin hayatına yön veren 68 gençlik olaylarının başkenti!
Paris'te her yönden, her anlamda, birbirlerinden çok farklı, her türden insanlar, kendi başkentlerini bulmuşlardır ve bulabilirler.
IŞİD ise Paris'te fuhşun ve müstehcenliğin başkentini bulmuş ve Selefi ideolojik zihniyetiyle Paris'te, yıkılmasını elzem saydıkları çağdaş Sodom ve Gomoreyi keşfetmiş.
Sonuç, Avrupa'nın 11 Eylül'ü diye nitelenen cuma gecesi meydana gelen kan banyosu.
Paris'ten bir gün önce, Beyrut'un güney banliyösü Burc el-Barajne'de (oradaki Filistin mülteci kampında bir yılı aşkın süre yaşamıştım) onlarca insan yine bir IŞİD eyleminde havaya uçurulmuştu. Niçin Paris için söz konusu olanseferberlik, yer Beyrut olunca, olmadı diye soranlar var.
Cevabı çok zor olmasa gerek. Yakın geçmişi çok sayıda bombardıman ve patlama tecrübesiyle dolu Burc el-Barajne'de IŞİD'in hedefine, Suriye'deki mezhep çatışmasının izdüşümü olarak Lübnan Hizbullah'ını yani Şiileri alan bir saldırıydı.
Paris, Suriye savaşının izdüşümünü çok daha geniş boyutlara, çok daha net ve keskin ideolojik boyutlara doğru taşıyor. Dünya siyasetinin görece olarak- Birinci Lig oyuncularından biri olan Fransa'nın başkentine böyle bir saldırı düzenlenirse, bunun harekete geçireceği dinamikler de bugünlerde Beyrut'ta cereyan etmiş bir saldırıdan, ister istemez, çok farklı olur.
Hayatın gerçeği böyle. New York ve Washington'a karşı 11 Eylül'de (2001) girişilen saldırıdaki can kayıplarından daha yüksek can kayıplarının yaşandığı çatışmalar olmuştu. Ama, 11 Eylül, koca bir Amerikan politikasının yönünü değiştirdi. Önce Afganistan, ardından Irak işgali geldi ve o gün bugündür yer kabuğu yerli yerine tam oturamadı.
Avrupa'nın 11 Eylül'ünün Amerika'nınki kadar olmasa bile, sonuçları şimdiden tam olarak kestirilemeyen bir dizi gelişmeyi harekete geçireceğini tahmin edebilmek mümkün.
Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, IŞİD'den Arapçası ile DAEŞ olarak söz etti ve olayı Bu, Fransa'ya karşı, bir terörist ordu, bir cihadi ordu, DAEŞ tarafından ilan edilmiş bir savaştır. Bu, istihbaratın ortaya çıkartacağı şekilde içerden işbirliği yapılan, dışarıdan planlanmış ve örgütlenmiş olan bir savaş ilanıdır diye niteledi.
Fransa, konu Suriye olunca öncelikli olarak Başşar Esad rejiminin gitmesi üzerinde duran ve bu yönüyle Türkiye'ye en yakın siyasi pozisyonda duran ülkeydi. Son Paris saldırısından sonra, IŞİD'le savaş, Esad'ın devrilmesi hedefine yani Suriye'de rejim değişikliğine -eskilerin deyimiyle- takaddüm edecek.
ABD ile Fransa bir tarafta, Rusya-İran karşı tarafta; bu denklem ister istemez, bozulacak, en azından değişecek.
DAEŞe karşı sahada yani karada en dirençli savaş gücü halinde konumlanmış Kürtleri devreden çıkartacak ya da feda edecek düzenlemeleler IŞİD'in Paris saldırısından sonra daha zor olacak.
Bu arada, Avrupa'da Avrupa kökenli olmayan etnik topluluklara ve bu arada Müslümanlara düşmanlık güdenulusalcı-milliyetçi sağ -Fransa'daki Le Pen bir yana- Almanya dahil Avrupa'nın her yanında, muhtemelen, güçlenme potansiyeli ortaya koyacak.
Daha yeni seçimden çıkmış ve milliyetçi sağ bir iktidarı, sürpriz bir seçim sonucuyla tek başına iktidara getirmiş olan Polonya, Suriye mültecilerini almayacağını, Paris saldırısının hemen ardından ilan etti.
Türkiye'nin mülteci kriziyle baş etmek için Avrupa ile işbirliği ufukları belli ölçülerde puslanabilir. Mülteciler, Türkiye bakımından daha büyük bir başağrısına dönüşebilir.
Avrupa'da yükselme ihtimali bulunan İslam karşıtlığı da Türkiye'nin Avrupa'ya dönük yüzü için, hayra alamet olmaz.
En önemlisi, Türkiye, terörün, teröristin iyisi kötüsü olmaz cinsinden basmakalıp klişelerle orta sahada top çevirmeyi ilânihaye sürdüremez. Dolayısıyla, esas enerjisini PKK'dan YPG'ye Kürtlerle savaşmaya verererek, IŞİD'iikinci planda mütalaa eden bir güvenlik stratejisiyle en yakın müttefikleriyle işbirliği oluşturmakta, bundan sonra daha da zorlanacaktır.
IŞİD'in Paris saldırısının zamanlamasının en en kısa vadeli olumsuz sonucu, Antalya'da bugün başlayacak G-20 toplantısına düşürdüğü gölge oldu. 20'ler, Hollande'sız biraraya gelecekler, biraraya gelecek olanlar da, akılları gelmeden öncekinden farklı biçimde, başka yerlere takılmış halde gelecekler. Yani, Antalya G-20'ye, hiç hesapta ve gündemde olmadığı halde, IŞİD'in Paris saldırısı mührünü vurmuş olacak.
Komplo teorisi meraklıları, IŞİD'in Paris saldırısının asıl amacının Türkiye'yi sıkıntıya sokmak olduğunu ve G-20'yi gölgelemek için kasıtlı olarak yapıldığını pekala iddia edebilirler.
Öyle görülüyor ki IŞİD'in Paris katliamı, şimdiden görülebilen ve henüz fark edilemeyen sonuçlarıyla önümüzdeki dönemin şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır. Tıpkı Amerika'nın 11 Eylül'ü gibi...
CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL