SON DAKİKA

İNSANLIK ONURU AYAKLAR ALTINDA

İNSANLIK ONURU AYAKLAR ALTINDA 21 Eylül, 2015 02:33 Güncelleme: 21 Eylül, 2015 02:33 İNSANLIK ONURU AYAKLAR ALTINDA

İNSANLIK ONURU AYAKLAR ALTINDA

 

VEYSEL ÇAMLIBEL

 

İşler kötü ve kötüye gidiyor. 7 Haziran seçimlerinden, seçimlerin yenilenme kararından bu yana kör bir şiddet dalgası yayılıyor, insanlarımızın eğreti de olsa var olan birlikte yaşama bağlarını bütünüyle tahrip ediyor. '' 400 vekil verip AKP'yi hükümet, beni de sultan yapın şeklindeki talep halkın oyuyla uygun görülmedi. Fırat'ın doğusunda CHP, MHP gibi partiler zaten yoktu.Devletin, siyaseten Kürt halkını elinde tutabilecek tek şansı AKP'ydi. AKP' nin '' İslam kardeşliği'' çerçevesindeki politikalarının foyası meydana çıktı. AKP muhafazakarKürt seçmen karşısında yaygın bir itibar kaybına uğradı. AKP, muhafazakar, milliyetini unutacak kadar dini İslam'a bağlı Kürtlerin oyunu da kaybetmeye başlayınca hesaplar karıştı. Asker öteden beri ''terörle mücadelenin'' kolay olmadığını yetkili ağızlardan seslendiriyor,'' Ben yapabileceğimi yapıyorum, benden bu kadar;'terörü bitirmek' yalnız benimle olmaz, siyaset görevini yapmalı, sorunu nasıl çözecekse öyle çözmeli '' diyordu. Çözüm yeriyse parlamentoydu, siyaset kurumları, partilerdi, onlarsa iradesizdi, geçmişten bu güne etliye sütlüye karışmazlardı. Bölgede yüzündeki makyajı, boyaları dökülen AKP çözülmeye yüz tutunca orada devletin siyaset adına tek bir tutamağı kalmayacaktı.Şiddete ihale edilen bölgede güvenlik güçleri ister istemez bir başına,Kürt siyasetiyle karşı karşıya kalmış oluyordu. Bu gün şiddetin yükseltilmesinin, doğan karışıklığın/ kaosun başlıca sebebi devlet bakımından ortaya çıkan siyaset boşluğudur. Akılsız başın kahrını ise ayak çekmektedir. Ölen, ağlayan, acı çeken halklarımızın güzel günler görmemiş, gönüllerince yaşamamış Kürt, Türk yoksul gençleri, çocuklarıdır…İşi yokuşa sürenler, şiddeti özendirenler, destekleyenler, kızıştıranlarsa '' vatan , millet ''i babalarının malı - mülkü görenler, tuzu kuru olanlardır. Devlet, devlet aklı dediğimiz daha çok otoriter olmaya yatkın olur.Bu Tayip Beyin sultan olmaya sevdasıyla birleşince Fırat'ın doğu yakasına, Kürt halkı üzerine yöneltilen şiddet, oradan kontrolü bir şekilde bütün Türkiye'ye pompalanıyor. Irkçılık, kin, nefret, ölüm, kan salgın bir hastalık gibi oraya buraya savruluyor. Ancak zulmün bir bölümünü sosyal medyadan, ekranlardan izliyoruz. Ancak kuşatılmış şehirler, ilçeler var, orada olup bitenler ''Allah'a emanet'', oralara büyük bir sorumlulukla halkın seçtiği vekiller, hatta bakanlar bile polis ve askerin emri ve hükmüyle sokulmuyor. Partiler, sivil liderler, seçilmişler itibar kaybına uğrayınca, der demez yükselen güç silahlı bürokrasi, askeri şefleroluyor. Rejim değişti deniliyor, fiilen başkalık sistemi uygulaması dayatılıyor topluma. Meclis çalışmıyor, çalıştırılmıyor, hükümet askıda, sarayın gölgesi durumunda, her şey sultanlık sarayından, tek merkezden, tek elden yönetiliyor. Bu koparılan fırtınalı havada mı olacak adil bir seçim. Sandığa ulaşmak, atılan oyların sandıktan çıkması kolay olmayacak. Halk iradesi yara alacak. HDP'ın tüm teşkilatları, baskıya boyun eğmemiş basın,şu birkaç gün içinde eş zamanlı baskın şeklinde gerçekleştirilen bir şiddetin hedefi oldu. HDP yıldırılmak, seçime girmesin isteniyor. 6 milyonu aşkın seçmen korksun, sandık başına gelmesin isteniyor. Kürt siyaseti şiddetten arınmasın, demokratik Türkiye siyasetiyle buluşmasın isteniyor. Kibir, hırs ve kin kuşananlarca, yenilenecek seçimlerle AKPtek başına hükümet yapılmak, Tayip bey hakimi mutlak gören bir başkan yapılmak isteniyor.Kendisi için demokrasi isteyen AKP muradına erdi, devletin has partilerinden biri olmayı, nerdeyse en kıymetli partisi olmayı başardı. İttihatçılığa karşı muhafazakar ve mümin toplumdan yana vaziyet almış, Osmanlıdan Cumhuriyete yüz yılı aşkın bir mağduriyet iddiası ve mücadelesi yürüten bir toplumsal ve siyasal akım, böylece tarihsel zeminini terk edip sisteme biat ediyor, uslanmış bir çocuk gibi kudretlilerin kucağına oturuyor. * * * Kürt meselesi yüz yıldır kanayan bir yara. Bu yara çoktan kapanması gerekirken daha da genişleyip, büyüyor. Görmezden gelmek ve pansuman tedbirleri çare değil. Devlet aklında, yöneten sınıfta köklü bir zihniyet değişikliği gerekiyor. İnsanı köle gibi görmek, toplumu teknedeki hamur gibi kolay yoğrulur sanmak akla ziyandır. İlle de teknoloji ve iletişimin şaşırtıcı şekilde geliştiği bu devirde!.... Artık insanın ağzını kapatıp susturmak, kafasına vurup lokmasını elinden almak sanıldığı gibi kolay değildir. Bu saat geç kalmış bir saat. Haklıya hakkını teslim etmek gerekiyor. Herkes, her topluluk için anahtar kavramlar; özgürlük, eşitlik, adalettir… Yalnızcakendisini kanıtlamış 20 milyonu aşkın Kürt halkı için değil, herkesin, her farklı kimliğin hakkını teslim etmek gerekiyor. Bu hakkı teslim etmek kısa bir ifadeyle; farklı olana, onların özgürlük taleplerine saygılı olmak, kimliklerin eşitliğini tanımak, onların adalet, barış isteklerini karşılamaktır…Bu hakları tanımak için devletin baskı ve şiddet uygulamasına ihtiyacı olmadığı gibi, özgürlük, eşitlik, adalet için haksızlığa uğrayan hiçbir kişi ya da topluluğun karşı şiddetebaşvurması doğru, haklı görülemez.

 

 

Yüz binin üzerinde bir nüfusun yaşadığı Cizre ateş çemberiyle, öldürücü silahlarla sarılı. Orada girip çıkan yok, olup bitenlerden haber yok. Neler oluyor orada? Yasaları çiğneyenler, silahlı olanlar birkaç yüz kişi diyelim, ya öbürleri, yüz binin üzerindeki diğerleri…Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, ölümcül hastalar… Eczaneler, hastaneler faal mi, hemşireler, ebeler işlerinin başında mı? Elektrik, telefon, internet imkanı ne alemde? Fırınlar, marketler, bakkallar açık mı? Ekmek, su, yiyecek ihtiyaçları için Cizre'yi kuşatın diyenlerin bir sorumluluğu var mı, yok mu? İçerde ölenlerin kaçı sivil, kadın, çocuk? Ölen cesetler kokmaya mı bırakılmış mı? Devletin, ''terörist'' denilenlerin neler yaptıklarını bilmek halkın hakkı değil mi? Halkın, toplumun haber alma, doğru habere ulaşma hakkını sağlayacak en büyük kaynak yazılı, görsel basın, onlar neler olup bitiyor bundan haberdar mı? Yaş kuru birlikte yakılıyor, topluca cezalandırılıyor. Cizre'de olup biten ne bir iktidar- muhalefet, ne bir sağ- sol, ne şu din bu din, ne de bir Kürt Türk meselesidir. Her şeyden önce bir insani, ahlaki, bir vicdani meseledir. İnsanlığı ölmemiş, vicdanı olan herkesin yüreğinin sesini dinlemesi gerekir. Eyyy '' Bin yıldır kardeşiz'', '' din kardeşiyiz'' falan filan diyenler yüzünüzdeki maskeyi indirin, dürüst ve samimi olun; Cizre'nin, orada olup biten zulmün Gazze'den, Kubani'den, Şengal'den bir farkı var mı? * * * Şirazlı Saadi( Şeyh Saad-i Şerazi ) 1100'lü yıllarda Şiraz'da yaşamış İran'lı bir bilge kişi. Gülistan ve Bustan isimli güzel iki kitabı duruyor, kitaplığımın raflarında. Yaşamı açıklayan önemli, öğretici darbı meseller anlatırSaadi. Babam o mesellerin tiryakisiydi, zevkle okur, çevresindekilere açıklar, anlatırdı. Babamın Gülistan'dan okuduğu bir meseli aziz okuyucuya nakledeyim.… Sırtında solgun abasıyla, saç sakal birbirlerine karışmış pir fani bir derviş, elinde asasıyla günlerdir yollardaymış. Derken bir saray görmüş, ulu bedenlerin ardında yükselen debdebeli bir araymış bu. Ta uzaktan onu gören muhafızlar saraya yaklaşan dervişe ne aradığını, ne istediğini sormuşlar; bu muhteşem sarayı görmeye, yüce padişaha hayır duaları etmeye, onun lütfuna ermeyi düşünüp öyle geldim'' demiş. İçeriye haber salmışlar, neden sonra destur çıkmış, muhteşem sarayın merdivenlerinden çevresine şaşkınlıkla bakınan derviş sultana yakın bir yere alınmış, niyetinin öğrenilmesinin ardından padişahın huzuruna çıkarılmış. Akıllara durgunluk veren bir bu yerde padişah iğneden ipliğe süzmüş dervişi. Gezginci dervişlerin halkın padişah hakkındaki kanaatlerinin iyi bir taşıyıcısı olduğunu iyi bilen padişah hal hatır sorduktan sonra,'' ne marifetin var, neler diyeceksin bana '' demiş hafiften gülerek. Derviş dile gelip ''yüce padişahım!..ben kendi halinde, fukara bir dervişim, önemli bir marifetim de yok. Ancak sizin gibi yüce padişahıma hayır duam olur…'' diye karşılık vermiş. Padişah, '' öyleyse bana öyle bir dua et ki, başkaca bir padişaha yapılmamış olsun…''demiş. Sakalını, yüzünü sıvazlayan derviş sakin bir yüzle'' Padişahım Allah bir an önce size ölmeyi nasip etsin. Benim size hayır duam bu.'' demesiyle ortalık karışmış, derviş itilip tartaklanmış, '' öldürüle, tez kafası vurula..'' ortalık yekten karışmış, öfkeler, naraları yükselmiş. Padişahın akıllı bir veziri varmış, o '' kudretli padişahım!...izniniz olursa dervişin bu kötü duasını açıklaması gerekir ''demiş, taşkınlıkları önlemiş. Padişah Devriş'e '' bu ne biçim hayır duası? '' deyince, Derviş üstünü başını düzeltirken '' ulu padişahım!...Ben ahali içinde dolaşıyorum. Halkınız sizden, kibrinizden, zulmünden şikayetçi. Bir an ölmeniz zulmünüzün sonunu getirir, bu da sizin yararınıza olur.'' diye sözünün sonunu getirmiş, boynu vurulmadan kurtularak, eline bir kese altın tutuşturularak zar zor sarayın dışına atılmış. Sağırlar Duysun, kör olanlar görsün… muştur

Yorum Ekle