Panelde açılış konuşmasını Iğdır Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Ögr. Üyesi Nusret Yılmaz yaptı. Her yıl kutlanan Şeb-i Arûs'un Mevlana haftası olarak bilindiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz, Mevlana'nın hayatından kesitler aktardı.
Açılış konuşmasının ardından moderatör Dr. Öğr. Üyesi Gonca Sutay, Mevlana'nın yaşadığı dönemdeki tarihsel olayları aktardı. X. ve XII asırlarda Moğol asıllı kabileler tarafından Kuzey Çin ve İç Asya'da bazı devletler kuran Moğolların dünya tarihinde önemli rol oynamasının XII. yüzyıl başlarında Timuçin'le olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Sutay, Timuçin uzun mücadelelerin ardından bütün Moğol aşiretlerini bir araya getirmiştir. 1206'da Cengiz Han ünvanını aldıktan sonra 1209'a kadar Kırgız, Merkit, Nayman ve Uygurlar'ı idaresine almış Moğolistan'a tam olarak hâkim olduktan sonra 1218'de Karahıtay topraklarını ele geçirmiş, Pekini dahi istila etmiştir. dedi.
Mevlana'nın Mesnevi'si müstesna bir eserdir
Daha sonra söz alan panelin ilk konuşmacısı Doç. Dr. M. Ali Karavelioğlu, Mevlana'nın en bilinen eseri olan Mesnevi'nin içerdiği didaktik, tasavvufi ve felsefi konuları son derece lirik ve heyecanlı bir üslupla dile getirdiğini söyledi. Doç Dr. Karavelioğlu Mesnevi anlaşılması güç kavramları çeşitli temsil ve hikâyelerle anlatan müstesna bir eserdir. Mesnevi, şairinin ilham ve ruhsal coşkunluğuna paralel olarak uzun yıllar içinde Konya'da yazıldı. 25700 beyit olan eserin ilk on sekiz beyti bizzat Mevlana tarafından yazılmış olup hem bu yönüyle hem de içeriği bakımından Mesnevi'nin kısa bir özeti ve anahtarı sayılmaktadır. Asıl metin ise şairi tarafından Hüsamettin Çelebi'ye yazdırılmıştır. Söz konusu on sekiz beyit, 'ney' metaforu üzerine kuruludur. Ney ile insan arasındaki benzerlik başta tasavvuf olmak üzere farklı yönlerden ele alınmış, kâmil insan olmanın yolları çarpıcı örneklerle anlatılmıştır. Yetiştiği yerden, yani vatanından koparılıp kurutulan, yakılan, delinen ve boğumlanan ney, adeta asıl vatanından dünya gurbetine düşen ve türlü imtihanlarla sınanan insana benzetilmiştir. Neyin yanık ve etkileyici sesi, insanın, türlü aşamalardan sonra ulaşabileceği yüksek mertebeyi işaret etmektedir. Mevlana'nın bu benzetmesi, klasik Türk ve Fars edebiyatları için öncü olmuş ve bir yönüyle hayatın ne demek olduğunu dile getirmeye çalışan binlerce şaire, yüzlerce yıldır bir ilham kaynağı olmuştur dedi.
Mevlana, her çağa ışık tutmuş evrensel bir şahsiyettir
Panelin ikinci konuşmacısı Dr. Öğr. Üyesi Mirpenç Akşit ise dinleyicilere İslam düşüncesinde Mevlana'nın yeri hakkında bilgiler aktardı. Dr. Öğr. Üyesi Akşit, Mevlana âlimlik, mutasavvıflık, şairlik ve filozofluk gibi birçok sıfatları üzerinde taşıyan ve çağına olduğu kadar çağımıza da evrensel fikirleriyle yön veren bir şahsiyettir. O, içinde yaşadığı toplumun hemen her tabakasıyla diyalog kurmuş, onlara rehberlik etmiştir. Bıraktığı eserleri birçok dile çevrilmiştir. Bu eserlerindeki mesaj kendisindeki sonraki çağlara ulaşmasını sağlamış, bu bağlamda Türk İslam medeniyeti olmak üzere, Doğu ve Batı medeniyetlerini de önemli ölçüde etkilemiştir. Birçok İslam ve Batı düşünürün zihin dünyasında yeni bakış açılarının önünü açmıştır. Eserlerinde Tanrısal bir coşkunluğu ele alarak tasavvufa canlılık getirmiştir. İslam düşüncesine insan sevgisini gündemde hep diri tutarak insanın evrendeki konumunu belirlemiştir şeklinde konuştu.
Panel, yapılan konuşmalarından ardından panelistlere teşekkür belgelerinin verilmesi ile son buldu.


