SON DAKİKA

'İdris-i Bitlisi mi, Piyer Loti mi?' Veya şu tarih bilgisine ne demeli?

'İdris-i Bitlisi mi, Piyer Loti mi?' Veya şu tarih bilgisine ne demeli? 02 Nisan, 2014 04:26 Güncelleme: 02 Nisan, 2014 04:26 'İdris-i Bitlisi mi, Piyer Loti mi?'
Veya şu tarih bilgisine ne demeli?

'İdris-i Bitlisi mi, Piyer Loti mi?'
Veya şu tarih bilgisine ne demeli?

Bugün, ANF'de Nudem Ateş tarafından kaleme alınan 'İdris-i Bitlisi mi, Piyer Loti mi?' başlıklı bir haber-yorum yazısı yer almış. Nudem Ateş yazısında İstanbul'daki Piyer Loti Tepesi'nin adının İdris-i Bitlisi adıyla değiştirilmesi önergesini haber ederken şu sözde tarihsel yorumlarda bulunuyor:

“Vahit Kiler, 'gavur' diye nitelendirdiği Fransız Piyer Loti'nin isminin değiştirilmesini isterken, onun yerine düşündüğü isim birçok Kürt kaynaklarında 'ihanetçi' ve 16. yüzyılda Alevi katliamının mimarı olarak nitelendiriliyor.”
...
“İdris-i Bitlisi "Heşt Beheşt" adlı eseriyle anılır. Yani 8 Osmanlı padişahına methiyeler düzdüğü eseriyle ve 'kafir' diye ilan ederek katliamında rol aldığı Alevilerin katli ile...”
...
“1516 yılında, Şah İsmail'e karşı, Yavuz Sultan Süleyman'ın yanında saf tutarak 16 büyük Kürt aşiretini de Osmanlıların yanında savaşa katılması kararını aldırtır. Bitlisi sayesinde, Safeviler püskürtülür.”
...
“Kürt beylerini bir araya getirmeyi başaran İdris-i Bitlisi Farsça yazdığı "Selimname" eserinde Kürtleri Kızılbaşlar ile savaşa teşvik ettiğini, onların da kılıç zoruna Anadolu'yu Türkmen Kızılbaşlardan temizlemek için yemin ettiklerini ve bu arada 40 bin ila 70 bin arasında Kızılbaşın yani Alevinin öldürüldüğünü ayrıntılı olarak yazar.”

Nudem Ateş İdris-i Bitlisi'nin Yavuza gönderdiği bir mektubun da sadece yarısını aktararak 'tarihsel tespitlerine' son verip tekrar Piyer Loti tepesinin adının değiştirilmesi tartışmasına dönüyor.

***

Şimdi yukarıdaki tespitlerden hangisi doğru?

İdris-i Bitlisi'nin Kürdler'de tartışmalı bir tarihsel kişilik olduğunu bilmeyen yoktur, ancak N. Ateş bu tartışmaların konularından ve düzeyinden yekden bîhaber.

Şah İsmail, İran'da başa geldikten hemen sonra özerk Kürd beyliklerine saldırıp onları yurtlarından kovarak yerlerine kendi komutanlarını ve valilerini tayin etmişti. Aralarında Şah'ın hoşuna gitsin diye şiilere özgü elbiseler giyen beyler ve Şah İsmail'in kızıyla evli olan Hasankeyf hükümdarı Halil Eyubi de olmak üzere 12 Kürd beyi Şah İsmail'e itaatlerini bildirmek ve böylece aradaki husumetleri de kaldırmak üzere sarayına gittiler. Şah ise bunların kimisini öldürüp kimisini de zindanlara tıkamıştır.
Osmalı devleti bu olaydan önce, Yavuz daha Trabzon yöneticisiyken Savefilerin güçlenmesini kendi devletlerinin çıkarı açısından kaygıyla izlemiş ve Sultan olduktan sonra da Şah İsmail'e karşı sefer hazırlıklarına girişmişti. Yavuz, bu çerçevede Kürd beyleri ile Şah İsmail arasındaki konflikten yararlanmak için İdris-i Bitlisi'yi bu beyleri saflarına çekmek üzere yollamıştı. Ardından meydana gelen Çaldıran savaşında bir çok sünni Kürd beyi Osmanlı'nın safında savaştığı gibi, yine bir çok sünni olan Kürd beyi de Şah İsmail'in yanında yer almıştı.
Bu savaşın bir mezhep değil, ekonomik, siyasi ve teritorial çıkarlar uğruna yapıldığını bilmemek dünyanın yuvarlak olduğunu bilmemekle eşedeğerdir.


Yavuz ordusuyla bu savaşa giderken kendi Şeyhül İslamına fetva çıkartarak güzergahındaki Şii inançlı binlerce insanı kendi askerlerine öldürtmüştür. N. Ateş'in bîhaber olduğu bu olayları da bizzat kendi tarihçilerimiz ayrıntılarıyla yazmışlardır.


Çaldıran savaşının ardından da Diyarbekir'den Van'a kadar uzanan tüm coğrafyadaki beylikler halen Şah İsmail'in komutanlarının hükmü altındaydı. Buraların irsi Kürd beyleri Çaldıran savaşına iştiraklerinin karşılığı olarak İdris-i Bitlisi vasıtasıyla beyliklerini geri almak üzere Osmanlı'dan yardım istemişler. Bundan sonraki yıllar ve yüzyıllar boyunca Osmanlı'ya itaat eden sünni ve şii Kürd beylikleri olduğu gibi, Safeviler'e bağlılık gösteren çok ayıda sünni Kürd beylikleri de vardır.

Ayrıca;

• İdris sütten çıkmış ak kaşık olmamakla beraber, yapılan Yavuz ile Şeyhülislam'ını atlayarak O'nun adı üzerinden Kürdlerin kafasını bulandırmaktır.
• N. Ateş, İdris'in 'Heşt Beheşt' adlı kitabını okumamıştır. Bu kitapta İdris, Şah İsmail'i de övmekte ve Şiiliği “Hak mezhep”olarak adlandırmaktadır. Bu nedenle de Şah İsmail ile İdris arasında biribirlerini göklere çıkaran şiirsel, yazışmalar olmuştur.
Örneğin İdris derki:
“Babalardan, atalardan beri senin ailenin hizmetçisiyim ben
Ben has kulunsa Şah Haydar'la olan yolum
Onunla güzel ilişkilerim şekerle sütün karışımı gibiydi
Ne güzel rastlantıdır ki Kuran ayetlerinde de
'İsmail' adı her yerde bendenizin adıyla gelmiştir.”
• Osmanlı Sultanı'nın adı Yavuz Sultan Süleyman değil, Y. S. Selim'dir; Çaldıran savaşı da 1516 değil 1514'te meydana gelmiştir. 'Safeviler püskürtülmesi' ile Alevi katliamı farklı şeylerdir.
• Yavuz ile Ismail'in orduları savaşırken, ikisinin de saflarında 'şafii Kürdler' vardı. Yani mezhep savaşı değil, Ortadoğu'ya kimin hükmedeceğinin savaşı..
• “İdris-i Bitlisi Farsça yazdığı Selimname eserinde Kürtleri Kızılbaşlar ile savaşa teşvik ettiğini, onların da kılıç zoruna Anadolu'yu Türkmen Kızılbaşlardan temizlemek için yemin ettiklerini ve bu arada 40 bin ila 70 bin arasında Kızılbaşın yani Alevinin öldürüldüğünü ayrıntılı olarak yazar.”

Nudem Erdem, Selimname adlı kitabı okumak bir yana dursun, hayatında kapağını da görmemiş ve zahmet edip İnternette de bakmamıştır, zira

1. Selimname'yi yazan İdrisi Bitlisi değil,
2. Selimname Farça değil,
3. Selimname'de, “Kürtlerin kılıç zoruna Anadolu'yu Türkmen Kızılbaşlardan temizlemek için yemin ettiklerini ve bu arada 40 bin ila 70 bin arasında Kızılbaşın yani Alevinin öldürüldüğünü ayrıntılı olarak yazar” dair tek cümle yoktur, bunların tümü Nudem Ateş'in hayal ürünüdür,
4. Selimname Çaldıran savaşından en az 10 yıl sonra yazılmıştır; yazarı da Maraş bölgesi beyi Şehsüvaroğlu Ali Bey'in katibi Şükri-i Bitlisi'dir.
5. Tarihte Kızılbaş kelimesi Safevi ordusu anlamına gelmektedir, yani tüm Şii inançlı insanları kapsamamaktadır. Alevilik ile Şiilik –Ali isminin dışında- iki farkli inançtır, özellikle Kürd Aleviliği Şiilik'ten, hatta Sünnilik'ten de çok önceleri vardı.

Tarih bilgisinden yoksun, yazılanın etkilerinin yolaçacağı önyargıları, kırılmaları düşünmeden hoyratca genellemelerin yazılması, ve de tetkik edilmeden geniş kitlelerce izlenen bir sayfada yayınlanması sorumsuzluktur.

Evdalê Zeynikê karşısındaki bir dengbêje seslenmiş:
“Meriv şairiyê bizanibe, vefa ye
nizanibe, li serê meriva pir cefa ye”...

Yorum Ekle