SON DAKİKA

Hani Kürt eski Kürt değildi!

Hepimiz, sanki Şengal'de doğal bir afet yaşanmış gibi yardım çağrıları yapmakla uğraşırken, bu soykırımın müsebbiplerine karşı sessiz kalıyoruz ve daha da fenası buna alışıyoruz. 18 Ağustos, 2014 06:59 Güncelleme: 18 Ağustos, 2014 06:59 Hani Kürt eski Kürt değildi!

Son üç yıldır IŞİD başta olmak üzere çeşitli vahşet örgütleri ve rejimler Rojava'da Kürtleri Şengal'dekine benzer yöntemlerle kuşatıp kıymak için kapsamlı saldırılar düzenledikleri halde Kuzey (Türkiye), Doğu (İran) ve Güney (Irak) Kürdistan'da elle tutulur/caydırıcı bir serhildana (başkaldırı) tanık olamıyoruz.

Musul'u ele geçirdikten sonra görünür olmaya başlayan IŞİD canavarlığı en az iki yıldır sistematik olarak Rojava'nın savunmasız köy ve kasabalarında uygulanmak isteniyor. Güney Kürdistan yönetimi uzun bir süre IŞİD'den kaçan savunmasız Rojava köylülerinin üstüne kapıları kapattı ve göreli refahına halel getirmedi.

Yönetimlerinin bu tutumuna karşı Güneyli Kürtlerden ses-seda çıkmadı. İşin aslına bakılırsa Güney yönetiminin Şengal katliamına karşı da tutumu aynı. Peşmergenin Şengal halkını vahşilerin ortasında bırakıp bölgeyi terk etmesi karşısında Güneyli Kürtler isyan etmediler. Benzer bir tutumun Türkiye ve İran Kürtleri açısından da geçerli olduğu açık.

Türkiye'de Kürtlerin sinik tavrını, “çözüm sürecinin rehavetine”, Güney'dekilerinkini “devletleşme sürecine” ve Doğu'dakilerinkini de “Tahran'ın gaddarlığına” bağlayanlar olsa da, bu kayıtsızlık maalesef güncel değil.

HDP ve DBP'nin çabalarıyla harekete geçen bazı bölge ve kesimler dışında Türkiye Kürtlerinin IŞİD'in Şengal'de sürdürdüğü soykırım karşısındaki vurdumduymazlıkları insanı ister istemez geçmişte tanık olunan sinizmi hatırlamaya sevk ediyor.

Aklıma ilk gelen, şahsi bir hikâye: 28-29 Eylül 1992 tarihinde TSK'nın havadan bombardımanı sonucu dönemin OHAL valiliğine göre 43, dönemin OHAL'den daha OHAL'ci medyasına göre 54 PKK'li Şemdinli'de hayatını kaybetmişti. Milliyet Gazetesi 30 Eylül'de bu katliamı “Sınırda PKK'ya ders” manşetiyle duyurmuş, Türk basınını sevinç başlıkları kaplamıştı. Eylül ayı boyunca Şemdinli'de çok yoğun çatışmalar yaşanıyor ve her gün yeni ölüm haberleri geliyordu. Katliamın yaşandığı gün köyden ilçeye (Yüksekova) giden babam, yaşadığı bir olay üzerine akşam derin bir hüzün ve öfkeyle dönmüştü. Çünkü o gün, (29 Eylül) Galatasaray ile Polonya takımı Katowice'in UEFA Kupası 1. Tur futbol müsabakası vardı. Babam, Şemdinli'ye yarım saat mesafedeki Yüksekova çarşısında dolaşırken bir kahvehanede doluşmuş gençlerin tezahürat seslerini duyuyor. Futbol müsabakasını izleyen gençler Galatasaray'ın başarısı karşısında sevinç çığlıkları atıyor, Katowice'in karşı hamlelerini büyük üzüntüyle tel'in ediyorlar.

“Eğlenmesek ölmeyecekler miydi?”

Öfkeyle kahvehaneye giren babam, gençlere “dün gece hemen şurada onlarca gencin, akranınızın öldürüldüğünü biliyor musunuz” diye soruyor. Yüzlerini ekrandan ayırmadan “He, biliyoruz abi” yanıtını veriyor gençler. “Peki bu yaptığınızdan utanmıyor musunuz” diye soruyor bizimki. Gençler hep bir ağızdan yanıt veriyor: “Abi tadımızı kaçırma, o ayrı, bu ayrı. Hem biz eğlenmesek onlar ölmeyecek miydi?” Gençlerin “savunması” karşısında iyice öfkelenen babam ağzına geleni söyleyip çıkıyor ve doğrudan köyün yolunu tutuyor…

Futbol müsabakalarını takip etmeyi, takım tutmayı ve futbola ilgi duymayı bırakmamız bu olayla başladı.

Kabul edelim ki 30 yıllık savaş sırasında, binlerce vahşete tanık oldukları halde Kürtlerin bir kısmı, futbol izleyicisi konumlarından hiç vazgeçmediler. Elbette örneğin Yüksekova'da artık benzer olaylar karşısında bu sinik edayı takınanlar daha yoğun tepki görüyor. Türkiye Kürtleri yıllarca çeşitli katliamlara denk geldiği için bayramlarını karalar bağlayarak, bayramlaşmayarak geçirdiler. Bu konuda epey yol alındığı açıktır.

Ne var ki 3 Ağustos'tan bu yana Şengal'de yaşanan vahşete duyarsız kalanlar bir kahvehanede toplaşan gençlerin sayısını çoktan aşmış ve Kürtlerin önemli bir kısmını ihtiva etmiş durumda. IŞİD vahşetinden kaçıp Türkiye sınırına dayanan Êzidileri pasaportları olmadığı gerekçesiyle sınır dışı bırakan devlete karşı yüzbinlerce Kuzeyli Kürdün isyan edip sınıra dayanması, Êzidilerin elinden tutup onları cehennemden bir nebze olsun uzak tutmak için yanıp tutuşması gerekmiyor muydu? Hani Kürt eski Kürt değildi!

Soykırım ortamında olağan hayat

Şengal'de IŞİD canileri vahşice Êzidileri katlederken birkaç saat mesafedeki Yüksekova'dan davul-zurna sesleri yükseliyor, Diyarbakır'da, Silopi'de, Şırnak'ta, Van'da, tüm Kuzey Kürdistan'da hayat “olağan” haliyle devam ediyor.

Kürt hareketinin, DBP'nin kısmî gösterileri dışında Kürdistan utanç verici bir sinizme bulanmış durumda. AKP iktidarının IŞİD'i öyle veya böyle semirtip Rojavalıların, Güney'deki Êzidilerin katline ferman yazmış bulunduğu bir süreçte, Türkiye'de Kürtler hepi-topu iki-üç bin civarındaki sığınmacı Êzidi'yi bile barındırmakta “naçar” görünüyor. Hepimiz, sanki Şengal'de doğal bir afet yaşanmış gibi yardım çağrıları yapmakla uğraşırken, bu soykırımın müsebbiplerine karşı sessiz kalıyoruz ve daha da fenası buna alışıyoruz. Günde üç öğün yemek yiyoruz, sıcak havalardan bunaldığımızı söyleyip eşimizin-dostumuzun düğünlerine koşuyoruz. Oysa kalkıp Şengal'e gidemiyorsak bile sokağa çıkabilir, bu katliamların yasını tutabilir, en azından düğünlerimizi, şenliklerimizi erteleyebiliriz. Kürtlerin bunu yapabilmesi için illa hareketlerinin, örgütlerinin çağrıları gerekiyorsa, durum daha da vahim hale gelmiş demektir.

Kürdistanilik

Dört parçadaki Kürt örgüt ve yapıları arasındaki ihtilafların siyasî kökenleri üzerine yıllardır analizler, suçlu-masum tasnifleri yapılır, öngörülerde bulunulur. Oysa Rojava ve esas olarak Şengal'le birlikte artık sadece örgüt ve yapılara değil, Kürt toplumunun duygudaşlığında yaşanan soruna da eğilmek gerekir. Dört parçadaki Kürt örgütleri konjonktüre göre birbirine yaklaşır veya birbirinden uzaklaşır. Bu, on yıllardır böyledir. Nitekim şu sıralar IŞİD vahşetine karşı Kürt güçlerinin, örgütlerinin ittifaka mecbur kalacaklarına dair emareler var. Ancak bu ittifak ihtimalinin farklı devlet sınırları içinde yaşayan Kürt halkı açısından da söz konusu olabilmesi için her parçanın bir diğerine yönelik saldırıyı kendine yapılmış kabul edip başkaldırması gerekir. Eğer dört parça, tek bir bedenin organları olarak reaksiyon göstermiyorsa, o zaman “Kürdilik” ve “Kürdistanilik” üzerine yeniden ve etraflıca düşünmek gerekiyor. Dahası, aynı parçada, aynı şehirde, komşusu öldürülürken sesini çıkarmayan Kürtlerin pozisyonunun utancı, sadece siyasi yapılara da mâl edilemez. Bu, toplumsal bir sorundur ve çözülmediği müddetçe Kürdistan dış saldırılarla her seferinde yeniden tarumar edilebilecek. Bugün IŞİD, yarın bir başka cinayet şebekesi bu toprakları çoraklaştırmak için kötülük tohumlarını saçacak, saçabilecek. Ayrıca Kürtler, Êzidilerin soykırıma uğradığı bir süreçte bile iç ihtilaflarla boğuşurken, örgütlerinin “ele” karşı müttefik görünme çabasının ne toplumsal ne de siyasî getirileri olabilir.

Kürtler için muhasebe zamanı

Mevcut sinizmden Türkiye'deki Kürt hareketinin de kendine pay çıkarması gerekiyor. Toplumun bu duyarsızlığına çanak tutacak düzeyde “siyasetsizlik” tavrı sergileyen legal Kürt siyasetinin, Kürt belediyelerinin IŞİD'i kınamak dışında da görevleri var. IŞİD'i palazlandırıp Kürtlerin üstüne salan AKP'nin bu siyasetini deşifre etmek için başta Selahattin Demirtaş olmak üzere her bir HDP milletvekilinin Êzidi parlamenter Viyan Daxil'inkinden geri durmayacak bir isyankârlıkla halkı arkalarına katıp bu vahşete dünyanın dikkatini çekmesi gerekmiyor mu? Öcalan'ın Türkiye'deki çözüm sürecinin olumlu yönde ilerlediğine dair beyanatlarıyla rehavete kapılıp topluma öncülük etmekten imtina etmek veya bu konuda AKP'yi de sarsacak düzeyde bir reaksiyonu tertiplememek, toplumsal kesimlerin sinizmini bir nevi meşrulaştırıyor ve Şengal halkının vahşilere karşı yalnızlığını pekiştiriyor.

Eğer Kürt eski Kürt değilse, örgütleri ve örgütlülüğü sayesinde değildir. Fakat Kürt hareketi hem kendini hem de toplumsal örgütlülüğü Êzidileri savunmak, en azından onların yasını tutmaya sevketmek için uyanık kılamıyorsa, aslında Kürt eski Kürt'tür. Ayrıca Êzidilerin Kuzey'e değil de zaten IŞİD kuşatması altındaki yoksul Rojava'ya sığınmasından Türkiye'deki Kürt hareketi ve bu hareket dolayısıyla boynu dik duran Kürt halkı payına düşen dersi almazsa Öcalan'ın öngördüğü demokratik konfederal sistemin inşasında Kuzey'in dinamo olması sadece bir hayal olarak kalır.

Rojava'daki yeni düzen her ne kadar Ortadoğu çölünde bir vaha olsa da, coğrafyanın kendisi, Türkiye destekli çetelerin kuşatması altında ayrıca çöle çevrilmiş durumda. Açlık, susuzluk ve her türlü olanaktan mahrum kalan devrimci ama bir o kadar da cefakâr Rojava halkının bir yudum suyunu, bir lokma ekmeğini Êzidi halkıyla paylaşırken bir an olsun sızlanmaması yüzümüzü kızartmıyorsa, birbirimizi düşman bellemeye veya pohpohlamaya devam edebiliriz. Yahut otuz yıllık çetin bir isyanda devlete ve ezmek için her yöntemi mubah gören ordusuna yenilmemiş olan Kürtler, IŞİD gibi tek silahı canavarlığı olan bir sürüye karşı silkinip yeni mücadelenin öncüsü olabilir. Kürt örgütleri arasında beliren yeni ve tarihsel ittifakın buna vesile olması, eninde sonunda Kürtler tarafından silinip tarihin çöpüne atılacak olan IŞİD'den sonra da katliamlara niyetlenecek her türlü vahşet örgütlerine ve bölge devletlerine karşı en güçlü halk savunma mekanizmasını yaratır.

 

Yorum Ekle