SON DAKİKA

HAFIZAYI TAZELEMEK

HAFIZAYI TAZELEMEK 14 Ocak, 2015 14:29 Güncelleme: 14 Ocak, 2015 14:29 HAFIZAYI TAZELEMEK

HAFIZAYI TAZELEMEK

 

 

VEYSEL  ÇAMLIBEL

 

 

3 – 4 yaşından itibaren geçmişi, olup bitenleri hatırlamayabaşlar insan. O yaşlardaki çocukluklarda bir ses kaseti gibi zihnine kaydedilir yaşananlar. Kimi olaylar net, adeta kazınır gibi yerleşir hafızaya, kimileriyse zor hatırlanır, bulanık, silik kalır…1943 sonbaharı sonu, kışa girerken ailecek sürgün edilişimizi, bir takım önemli kareleriyle capcanlı duruyor hafıza depomda, aile serüvenimizi, olup bitenleri şaşılası bir netlikte hatırlıyorum.

1947 sonrası ise sürgünden dönüş yılları…Bazen öyle olur, size başkaları hatırlatır, öğretir kim olduğunuzu. Sürgünün bize kim olduğumuzu hatırlatmasındaki pozitif etkisini söylemeliyim. Sonuçta yaşamımıza giren yoğun siyaset tutkusu. Sürgün sonrası memleketimizdeki evde siyasal etkileşme, tartışma, demokrasi şenliği var. Sürgün aileleri köylülerle birlikte DP saflarında kenetlenmiş.Kasabalı eşrafın çoğunluğu CHP'li. Kafa göz yararak bir Türkçe konuşmaları var ki evlere şenlik. CHP ve İnönü karşıtlığı üzerinden var olmaya çalışan babam, Kürtlüğümüze tutunarak, işi büyüterek var olmaya çalışan, okuma, öğrenme, bilme yoluna giren, o yolda arayışa geçen, derinleşen bizler. Verilen, dayatılan mesaj; Kürtçe köylülerin, cahillerin, yoksulların dili, Türkçe ise medeniyet dili (!) Emredene kalırsa; Kürtçeyi, ailemizi, annemizi küçümseyip Türkçe eğitim görüp ''adam olacağız'; bizim yaptığımızsa hem Türkçe eğitim görmek ve hem de güzel Kürtçemizi, anadilimizi, kültürümüzü sahiplenmek. Devletin görevlisi yerel görevliler evimizin davetsiz misafirleri. Seyad ağabey Revan radyosunda, yerinden yurdundan eşinden ayrı düşmüş yaralı bir turna, davudi sedası evlerde, kahvehanelerde, köyde, dağda, yaylada yankılanıyor. Hem Kürtçü, bölücü ve hem de komünistiz. Bu nerdeyse bizim kaderimiz. Bundan kaçış yok.

Halkın nefessiz kaldığı

Baskı şiddet yılları

1940 başları…Savaş yılları…Savaş yokluk, çaresizlik, yoksulluk demek. Hitler adeta kudurmuş azgın bir adam. Doğu Avrupa'yı yekpare önüne katmış, Karadeniz'in kuzeyinden gerçek hedefine, Sovyet Rusya'ya yönelmiş, Stalingrat kapısına dayanmış,100 km ötesi Moskova…Ruslar ise kuzeyden, İngilizler güneyden İran'a girmiş. Mahabat ve Azerbeycan cumhuriyetlerinin fikri temelleri atılıyor. İsmet Paşa' nın tek parti iktidarı baskı ve şiddet uygulamada zirvede seyrediyor. '' Vatandaş Türkçe konuş'' çığırından çıkmış salgın bir hastalık…Şehir, kasaba eşrafı yarım yamalak, gülünesi bir Türkçeyi konuşmaya zorlanmış. Türkçe bilmez köylü '' ne şeytanı göreyim, ne kulvallahı okuyayım'' düşüncesiyle şehre inmiyor. Sınır boylarındakiler başta olmak üzere halk yoksul, aç, perişan. Ağrı Dağından Hakkari'ye kadar İran sınırı tam birkeyfilik, kuralsızlıkla yönetiliyor. Yasaklanan sınır geçişleri, doğal ticari alışveriş casusluk işlemi görüyor...Seyad ağabeyim 17'sine bile varmamış bir genç, onun macerası böylesi bir siyasal, toplumsal iklimde cereyan ediyor.

Yıl 1943…Van Özalp'te 33 kişinin sorgusuz yargısız öldürülmesinin hikayesi. Mustafa Muğlalı isimli paşanın yaptırdığı katliam bu şiddet olaylarından sadece bilinen biri. Muğlalı paşa ancak 1950 sonrası henüz yargılanırken cezaevinde ölüyor. 70 yıl sonra çoğu çocuk yaşlardaki insanların havadan bombalanarak öldürüldüğü Roboski olayı bu zihniyetin değişmediğini açıkça gösteriyor. Muğlalı'nın akıbetini Roboski sorumluları da yaşayabilecek mi dersiniz, işte o çok şüpheli…

Vahşi saldırganlık, 20 milyondan fazla insanın ölümünün, dağılan, yıkılan ocakların, insani vicdani değerlerin ayak altına alınmasının sorumlusu ırkçılık, faşizm sonunda hak ettiği akibete uğradı. Hitler kendi ininde hakkettiği cezayı buldu. 1945 sonrası yükselen değerler demokrasi, insan hakları, barış değerleri oldu. İnsani, vicdani bir büyük rüzgar esti. Türkiye'de 27 yıllık eli sopalı bir rejim çok particiliğin yolunu açmaya mecbur oldu. DP,hiç de adı gibi demokrat, eli yüzü düzgün parti değildi. O da CHP gibi ittihatçı soydan geliyor, aynı kanı taşıyordu. Çok geçmeden cilaları döküldü, gerçek yüzü ortaya çıktı DP'nin. Batıdan yükselip esen rüzgarın Türkiye'de Sağır paşayı koltuğundan tutup atması zulmün ilelebet payidar olmayacağını gösterdi. Bu değişimin mümkün olduğunun önemli işareti oldu.

Eğri büğrü de olsa çok particilik toplumun gazını aldı, yaşamı rahatlattı. Reşat altını kıymetindeki oy köylüyü yekten itibar sahibi yaptı. Köylü şehre indi. Aşiret ölçülerini aşan siyasetle buluştu zamanla. Genel ve yerel seçimlerde giderek köylüyü devlete uyarak küçük gören, ona '' kurmanc'' kendisini '' bajari / bazidi'', gören zihniyeti adım adım gerilletti. Köylülük şehre indikçe yerel iktidar mücadelesi de köylüden yana, Kürt kimlik mücadelesinin üstün gelmesinden yana öne çıkıp gelişti...1960'lı yıllarda siyasal, toplumsal uyanış daha da yükseldi. 1973 – 1980 arasındaysa siyaset o güne kadar olmadığı kadar kitleselleşti. Halkımız halkçı aydınlarıyla buluştu. Bu gün 50 - 70 yaş arası Bazidliler iyi bilir, 1973 ve 1977 yıllarında bağımsız belediye başkanı adayıydım. Ecevit İnönü'yü kurultayda alt etmiş CHP' nin başındaydı. Kürt kimliğinin en bilinçli karşıtıydı. Halklar yok Türk halkı var diyordu. Bazid'deki yerel seçimlerde CHP karşımıza aldığımız partiydi. Bu doğru bir seçimdi. CHP solculuğu bizlere güven vermeyen sahte bir solculuktu.

O günde bu güne köprülerin altından çok sular aktı. Uyuklayan büyük çoğunluğun; bunlar Kürtçü, bunlar komünist, bunlar dinsiz imansız, bunlar ana, bacı bilmeyen katli vacip insanlar dedikleri bizler, bizim gibiler, bizler işte hala ayaktayız;borcumuzu tam tamına ödeyemedik anlayışıyla geçmişte olduğu gibi, ölünceye kadar halkımızın emrinde ve hizmetindeyiz. Ve şükürler olsun Allaha ki; varılan yerde kadir kıymet bilir halkımızın gözünde iyi, itibarlı bir yerdeyiz. Çok şükürkomünistliğimizi, Kürtlüğümüzü beğenmeyenler, biz bu konuda daha yetkiniz iddiası ile sonradan yollara koyulanlar, bu gün bizleri beğenmeyenler var.

1940' lı yıllarda Bazid 3 – 4 bin nüfuslu bir yerdi. 75 yıl sonra 100.000 binin üzerinde. Biz küçük bir kasabada yaşadık. Bazid'liler olarak ayni ailedenmişiz gibi bir yakınlık, sıcaklık içinde büyüdük. Okula gider gelirken esnaftan büyüklerimiz ceplerimize şeker, yemiş koyarlardı, kim, kimin nesi olduğumuza bakmadan. Hepimiz bir aileydik ama büyüklerimizin gücü ancak bir birlerine yeterdi, kimi zaman birbirleriyle çekişir, kavga ederlerdi. Hem sıcak mühabbet, hem aşırıya kaçan bir güç kavgası vardı küçük kasabamızda. Büyük aileler birbirleriyle, aşiret köylüleriyle, şunlar berikilerle, sopalarla, zaman zaman silahla çatışırlardı. Polis, jandarma, mahkeme, hapishane çok duyduğumuz sözcüklerdi. Yetişmekte, okumakta, dünyaya açılmakta olan yeni kuşaklarla yaşamı aynısı ile tekrar edenler arasında farklılaşan değerler ortaya çıktı sonunda. 1960 sonrası yıllarda dünyamızda büyük değişimler oldu. Bir iki iniş çıkıştan sonra bu güne öyle gelindi.

*     *    *

 

Değerli okuyucu,

Arada bir sizlere Bazid'e dair yazarsam ilginizi çeker diye düşünüyorum. Kuşaklar arası bağların sıcaklığı, zenginliği, hafızamızın derinliği her kes için önemli, gerekli. Özellikle yazmamı istediğiniz bir konu varsa, bildirirseniz mutlu olurum. Ha şunu da unutmadan söyleyeyim; '' HAYLO SİYARO VAY LO GUNDO''benim son yazdığım kitabım. Bazid'i, 7'den 70'şe bizleri anlatan14 çirok / öykü var orada. Orada bizleri anlattım, ak kağıtlarda kendinizi göresiniz, bulasınız diye yazdım.

Emrê we ser çil û çîyan re be gelî Bazidîyan, gelî Celalîyan….

Sersala we hemiyan piroz be.

 

Yorum Ekle