SON DAKİKA

ESKİDEN

ESKİDEN 14 Mart, 2014 07:24 Güncelleme: 14 Mart, 2014 07:24 ESKİDEN

Tek kanal tv vardı.Haberleri soğuk suratlı,asker duruşlu Aytaç Kardüz okurdu.Önce cumhur- başkanı,sonra genelkurmay başkanı,sonra başbakan bir şey söyler ve ardından Ertürk Yöndem veya Anadolu'dan Görünüm'adlı insanın içini karartan ve Kürtleri aşağılayan ve öcü gösteren o heriflerin haberleri verilirdi.Eğlence programlarında da müzik olarak Arif Şentürk adlı bir berberin Bre Deryalar  adlı Trakya türküsünü dinletilirdi bol bol.Öyle ki Ağrı sokaklarında Türkçe'yi yeni öğrenmiş bir çocuğun anlamını bilmediği o türkünün kelimelerini mırıldandığı nı duymuştum.

O zamanlar gazetelerde şu tür haberleri okurduk:

”Konya'da çantasında Kürtçe kasetle  bir öğrenci yakalanıp göz altına alındı ve yetkililer bu tür hainlerin en ağır cezalara çarpıtılacağını söylüyorlar.”...

”Ben de Kürdüm diyerek bölücülük yapan eski bakanlardan Şerafettin Elçi tutuklanarak hapse atıldı..”...

”Demirel enternasyonal sosyalizme katılmak isteyen Ecevit'e,o Fidel Kastro'nun yolunda ben ce Küba'ya gitmeli,dedi.Halk Komünistler Moskova'ya diye bağırdı.”...

”İlhan Selçuk ikinci kanalın açılmasına şiddetle  karşı çıkarak Özal'ı ülkenin ekonomisini batırmakla suçladı.”..

”Necdet Calp masayı yumruklayarak ben köprüyü sattırmam dedi.”...

“Turgut Özal'ın oğlunun düğününde İbrahim Tatlıses ilk defa Kürtçe şarkı söyleyince davetli

Kenan Evren salonu terk ettti.”

“Bedri Ayseli Diyarbakır'daki bir düğünde Kürtçe şarkı söylediği için gözaltına alındı.”

”Özal Gap Kanalında günde yarım saat Kürtçe Yayın  pekala yapılabilir dediği için büyük tepki  aldı.Onu vatanı bölmekle,ekmeğini yediği ülkeye ihanet etmekle suçluyorlar.,Emin Çölaşan,zaten onun annesi Kürt,dedi.”...

Hatta Turgut Özal'ı karalamak için bir kitap bile yazdı.Ben o zaman Çamlıca Kız lisesinde İngilizce  öğretmeniydim ve öğretmenler odasında bir generalin akrabası olduğunu söyleyen kimya öğretmeni bayan,Özal'a annesi Kürt diyerek hakaret edince dayanamayıp öğretmenler odasını terk ettim ve o öğretmen sonra bahçeye gelip benden özür diledi.

Ne yazık ki o zaman sanki Kürt veya Müslüman olmak suçtu.Onların üzerinde bir mahalle baskısı vardı.O yüzden korkudan herkes bir tarafının Orta Asya'dan geldiğini ona buna inan-

dırmaya çalışarak evinde korkusuzca rahat uyumak istiyordu.Arnavutlar ve Boşnaklar dedele-

rinin  Konya'dan gelme olduklarını,Çerkezler,Kakasya'nın esas Türkleri biziz diyorlardı.Her

kes korkudan Türk olduğunu,hatta bazıları başlarında fesli paşa resimlerini yaptırıp evlerinin duvarlarına asarak kendilerini asaletli Türk olarak kabul ettirmeye çalışıyorlardı.

Lüksenburg  gibi küçük bir devletten bir milyon dolar kredi almak için uğraşmıştık ve o za man Türkiye'ye bir yılda gelen turist sayısının 250 bin olduğunu yazmıştı gazeteler.Bugün ge len sayının 38  milyon olduğunu mukayese edersek o sayının anlamı daha iyi anlaşılır.

O zamanlarda bir göçmen furyası vardı.Bulgaristan'dan üç yüz bin göçmen gelmişti.Bir kıs- mı da öğretmenlik yaptığım Çamlıca Kız Lisesi'inin yatakhanelerine doldurmuşlardı.Öte yan- da Kenan Evren ta Afganistan'dan uçaklarla dört bin göçmen getirmiş,bir kısmını Urfa Cey- lanpınar'a yerleştirirken bir kısmını da Zilan Deresinde boşaltılan köylerin yerine yerleştirmiş lerdi.Ardından Gagavuz göçmenleri getirilmiş Doğubayazıt'a yerleştirilmişlerdi.Bir de Aysel vardı.Naim'den sonra büyük maceralarla Bulgaristan'dan kaçırılmıştı.Tek kanallı tv de ve medyada onu öyle işle diler ki bizim okulda getirildiği zaman müdür yardımcısının odasında herkes sanki mübarek bir zat gelmiş gibi bir birilerini çiğneyerek Aysel'i görmeye  çalışıyor- lardı,çorbayı içmesine bile izin verilmez ağzına kaşıkla veriliyordu.Onu Naim ile evlendirelim diye medyada koro tutmuşlardı.

O sıralarda bir de Halepçe katliamı olmuştu.Bütçe görüşmelerinde Fehmi Işıklar tam Halep- çe adını ağzına almıştı ki TRT hemen ekranı karartarak halkın o katliamı duymasını engelledi. Günlerce Aysel ile Naim'in haberlerini  vere vere bıktıran TRT bir katliamın duyulmasını bi-

le istemiyordu.Sadam Enfal'daki kamplarda üç yüz bin Kürdü katlettikten ve hardal gazıyla Helapçe ilçesinin beş binden fazla çoluk çocuğunu  gazla boğarken İstanbul Üversitesinden seksen kadar öğrenci olayı protesto etmek istedi ama polis onlara çok acımasızca saldırarak onu bile engellediler.Irak Kürdistan'ın halkı Saddam'ın katliamından kaçarak Türkiye ve İran sınırlarına yığıldı ve  Nisan ayının o ayaz gecelerinde çocuklar ,bebekler soğuktan ve açlıktan öldü.Hakkari dağlarını mezarlığa çevirdiler.

Şimdi düşünüyorum da nerden nereye geldik.

 

Yorum Ekle