SON DAKİKA

Erbil'den Ankara'ya bakış: Hayal kırıklığı...

Erbil'den Ankara'ya bakış: Hayal kırıklığı... 08 Kasım, 2014 10:42 Güncelleme: 08 Kasım, 2014 10:42 Erbil'den Ankara'ya bakış: Hayal kırıklığı...

ERBİL- “MERI Forum 2014”teyiz. Kürdistan Bölge Yönetimi'nin başkentinde üç gün boyunca yoğun ve hem renkli ve hem de çok üst düzey katılım ile “Geçiş Döneminde Ortadoğu: Diyalog ve Uzlaşma” genel başlığı altındaki konferanstayız.

Irak'ın yeni Kürt cumhurbaşkanı Fuad Masum kürsüde konuşmasına, yeğeninin, Kürtlerin iddialı düşünce kuruluşu MERİ'nin (Orta Doğu Araştırma Enstitüsü) Başkanı Dilaver Alaeddin'in, takdim konuşmasında kendisinden “Ekselans” diye söz etmesine gönderme yaparak başladı.“Arapça'da 'ekselans' anlamına gelen dört sıfat bulunduğunu, bunların hepsinin Osmanlılar tarafından kullanıldığını” söyledi ve “Ben, bunların hiçbiriyle hitap edilmek istemiyorum” dedi. “Bana Seyyid Reiscumhur deyin yeter…”

Yani, Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum'a “Sayın Cumhurbaşkanı”demek kifayet edecek. Dilaver, takdim konuşmasında, “Fahamet el-Reis”dediğini duyduğum anda, birkaç dakika önce Fuad Masum ile el sıkışırken hata yapmış olabileceğimi aklımdan geçirmiştim. Uzun süredir karşılaşmamıştık. Arapça ve şaka yollu bir vurguyla “Ekselans Cumhurbaşkanı” diyerek elimi uzattığımda, gülerek, Türkçe, “Nasılsın”diye karşılık vermişti. Ancak, o sırada, zihnimden “Bu kullandığım 'ekselans' sıfatı galiba krallar ya da prensler için kullanılan cinsten idi; cumhurbaşkanları için bu kullanılmıyordu” düşüncesi de hızla geçmişti. Arapça 'ekselans' yerine geçen dört ayrı ve hepsi Osmanlı'dan kalma dört ayrı sıfat olduğunu, kendisi için hiçbirinin kullanılmamasını istediğinde öğrenmiş oldum.

Türkiye, Tayyip Erdoğan'ın kendisini Osmanlı sultanlarından bile daha azametli hale getirmek için her türlü sembolizmi kullanan, bu arada, 1 milyar 370 milyon'a patlamış “görgüsüzlük eseri” Ak Saray tartışmalarıyla çalkalanırken, yanıbaşındaki Irak'ta Cumhurbaşkanı'nın“Bana Osmanlı'dan kalma sıfatları cumhurbaşkanı sıfatının önüne ekleyerek hitap etmeyin” diye ısrar etmesi, hayli “ironik” geldi.

Denebilir ki, “Yeni Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı”nın yanında devlet ve toprak bütünlüğü tartışmalı hale gelmiş, ikinci en büyük kenti Musul, IŞİD'in eline düşmüş, topraklarının bir bölümünde IŞİD'in “İslam Devleti”nin hüküm sürdüğü Irak'ın cumhurbaşkanı ile bizimki bir tutulabilir mi?

Türkiye ile Irak ve Kürdistan karşılaştırmasını nasıl ve ne kadar yapsanız da, şu gerçek değişmiyor:

Erbil'den bakıldığında, Tayyip Erdoğan ve iktidarı ve dolayısıyla Türkiye, Ankara'dan gösterilmek istendiği gibi görünmüyor.

IŞİD'in sahneye çıkışıyla birlikte, Türkiye'nin ortaya koyduğu (veya kendisinden beklenen ama koymadığı) performansından ötürü çok ciddi bir “irtifa kaybı” söz konusu.

Kobani'ye “Peşmerge geçişi”ni sağlamak üzere “koridor” açılması ve ardından gelen gelişmelerle bir nebze “hasar tamiri” yapılmış ve işlerin yavaş yavaş tekrar yoluna koyulması bekleniyor ama “karizma bir kere çizilmiş.”

Yani, Erbil'de Tayyip Erdoğan'ın ve Türkiye'nin eski imajı yok. IŞİD, Musul'u ele geçirdikten sonra, Erbil kendisini “tehdit” altında hissettiğinde, Türkiye'nin beklenen desteği vermemesi, yardıma geç gelmesi ve geç gelirken sunduğu yardımın, ilk yardıma koşan İran'ın çok altında kalması, “derin hayal kırıklığı”na yol açmış.

“Hayal kırıklığı” en tepede; Erbil'e kuzey yönündeki Sere Reş'teki (Kara Tepe) yükseklikteki ikametgâhında bulunan bizzat Mesut Barzani'de hissedilen bir duygu. “Aşağıda”, Irak Kürt halkında ya da Türkiye Kürtlerinin dilinden söylersek, “Güney'deki” halkın nezdinde uyanan duygu ise “öfke” olmuş.

Cengiz Çandar'ın yazısı

 

Yorum Ekle