Mehmet Koç yazıyor
Beyazıt’ın tarihi yalnızca kitaplarda, arşivlerde ve eski fotoğraflarda yaşamaz. Bazen bir taş duvarda, eski bir kapının eşiğinde, yıllara meydan okuyan bir binanın sessizliğinde saklıdır.
Geçmişi çok eskilere uzanan, Osmanlı döneminde önemli bir idari merkez olan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Bayazıt Vilayeti olarak kurulan Doğubayazıt’ın eski taş binaları, ilçenin temelini teşkil eden yapılar olduğu için şehrin tarihî hafızasının önemli parçalarıdır.
Ne yazık ki bu hafızanın bazı parçalarını kaybediyoruz.
Geçmişte KARAYOLLARI BAKIMEVİ olarak kullanılan tarihî ve görkemli taş bina, durup dururken satıldı, ardından yıkıldı. Bugün o taş binanın yerinde sıradan bir otopark bulunuyor. Oysa o yapı korunup restore edilerek ilçenin kültürel hayatına kazandırılabilirdi.
Sıradan bir otopark her zaman yapılabilir; ama kaybolan tarih geri getirilemez.
Doğubayazıt’ta geçmişin izlerini taşıyan ve hâlâ ayakta duran başka yapılar da var. Cumhuriyet’in ilk yıllarında tren istasyonu, daha sonra sırasıyla ortaokul, Sağlık Meslek Lisesi ve HALK KÜTÜPHANESİ olarak kullanılan tek katlı taş bina bunlardan biridir. Neyse ki bu bina hâlâ yaşıyor.
Aynı şekilde 1960’lı yıllarda Erkek Sanat Okulu olarak hizmet veren, bugün de HAŞK EĞİTİM MERKEZİ olarak kullanılan tarihî bina da şimdilik varlığını koruyor.
Uzun yıllar Jandarma KARAKOLU olarak kullanılan eski bina da şehrimizin tarihine tanıklık eden eserler arasında yer alıyor. Bunların dışında bilinen başka eski bir kamu binası yok sanırım.
Bu binalar yalnızca taş ve duvardan ibaret değildir. Her biri geçmişteki yaşamın, mimarinin ve toplumsal hafızanın bir parçasıdır.
Üstelik mesele sadece eski binalarla da sınırlı değil. Bugünkü Hükümet Konağı’nın bulunduğu alanın bir zamanlar halkın dinlenebildiği bir park olduğu hatırlandığında, şehirleşme sürecinde tarihî ve kamusal alanlarımızı nasıl değerlendirdiğimizi de sorgulamamız gerekiyor.
Elbette şehirler gelişecek, yeni binalar yapılacaktır. Ancak gelişmek, geçmişi yok etmek anlamına gelmemelidir. Kullanılmayan tarihî yapılar müzeye, kütüphaneye, kültür veya eğitim merkezine dönüştürülebilir. Önemli olan, onları yıkmadan önce tarihî ve mimari değerlerini araştırmak, korunması gerekenleri koruma altına almaktır.
Bu nedenle Doğubayazıt’taki eski taş binalar tespit edilmeli, tarihî değerleri incelenmeli ve gelecek kuşaklara aktarılmaları için gerekli adımlar atılmalıdır.
Çünkü Doğubayazıt’ın tarihi yalnızca İshak Paşa Sarayı’ndan ibaret değildir. Şehrin merkezindeki eski kamu binaları ve taş yapıları da bu tarihin ayrılmaz parçalarıdır.
Doğubayazıt’ın taş binaları, bu şehrin sessiz tanıklarıdır. Onları korumak, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da sorumluluğumuzdur.
Unutmayalım: Bir binayı yıkmak kolaydır; fakat onun taşıdığı tarihi ve hatıraları yeniden yapmak mümkün değildir