DİPTEN GELEN DALGA
VEYSEL ÇAMLIBEL
Kimi kavramlar, tanımlamalar yaşamda bulduğu karşılığıyla insana yol gösterici olur. ''Dipten gelen dalga '' tanımı böylesi yol gösterici bir tanımlama olarak bana çok anlamlı gelir. Bu tanımlama; görünürdeki olup bitenlerin ötesinde, derinlikli, radikalbir değişimi ifade eder. Toplum yaşamında böylesi değişimler öyle beş on yıl aralığında gerçekleşmez, daha geniş bir zaman aralığında kendisini gösterir. Tektonik olaylarda, depremlerde olduğu gibi toplumsal olaylarda da böylesi enerji yığılmaları ve boşalmaları
olur. Toplumda çözülemeyen sorunlar sonucu biriken enerji,gerilimlerle derinleşir,kaosa neden olur; böylesi sıkışmalar, sancı ve acılarla kıvranan toplum,vakti zamanı gelir kendisini çok yönlü köklübir değişimin eşiğinde bulur. Sancı, ağrı kapıya dayanmıştır, artık doğum kaçınılmazdır. Fırtınanın dinmesi, yeni bir yaşamın şekillenmesi için, doğumu gerçekleştirecek ebeye, donanımlı hazırlıklara, çabalara ihtiyaç vardır.Tam da böylesi durumlarda siyasal, toplumsal aktörler güç kazanır, yükselişe geçerler. Bu biriken potansiyel, öncülük yapabilecek aktörlere gereken nesnel imkanlarısunar. Bundan ötesi, doğumu gerçekleştirmek ise geleceği iyi okuyan öncü insanların, yol gösterici örgütlerin iradesine, yüklenecekleri gerçekçi ve olumlu rollere kalmış bir şeydir.
''Dipten gelen dalga'' tanımlaması Kürt halkının yüz yıldır çözülmemiş ulusal ve toplumsal sorunlarının yarattığı, biriktirdiği önlemez potansiyel enerjiyi anlatıyor. Kürt halkının özgürleşme mücadelesi tırnaklarla kazınan, büyük emeklerle yürüyen bir mücadele. Bu mücadele;coğrafyası bölünüp güçsüz kılınmış, varlığı inkar edilmiş, hak hukuk mücadelesi şiddetle bastırılıp ta derinlere itilmiş, baskı - şiddet kullanılarak ortaya çıkışı engellenmiş büyük bir enerjinin açığa çıkışını ifade ediyor. Böylesi bir olay, böylesi bir süreç bilebildiğim kadarıyla Ortadoğu'da bu güne kadar görülmemiş, yaşanmamıştır. Ya nasıl bir süreç yaşanmış geçen yüzyılın başlarında? O günkü dünya ve bölge koşullarında halkların özgürlüğe, eşitliğe, adalete dair güçlü bir talebi olmamıştır; dış güç ve faktörlerin belirleyiciliğinde devletler tabir uygunsa '' yukarıdan paraşütle indirilmiş '', ulusları inşası ise bu '' erken doğmuş'' devletlerce yaratılmış, edilgin durumundaki halklar / toplumlarda devletlerce tebaa olarak görülmüş, kolayca yönetilmişlerdir.
Siyasal sınırların cetvelle çizildiği yüz yıl önceleri Kürt halkının da birikimleri oldukça sınırlıdır, ulusal talepleri oldukça güçsüz ve yetersizdir. 1900 yılların ilk çeyreğinde Kürdistan coğrafyasının siyaseten bölünmüş olması her şeyden önce onun sosyal dokusundan / sosyolojisinden ve böylesi bir temele dayanan siyasal bölünmüşlüğünden kaynaklanmaktadır. Bu gün varılan yerde ise; Kürt halkı kendi coğrafyası üzerinde binlerce yıl çoğunluğunu, dilini, kültürünü, tarihini koruyabilmiş 40 milyon bir halk olarak ve her bir dört parçada '' dipten gele bir dalgayla'' bu günkü dünya şartlarına uygun, gecikmiş, farklılaşmış bir uluslaşma süreci yaşıyor. Bu yoğunlaşmış, sıkışmış enerji,Kürt ulusunun yaşam mücadelesinin bütün boyutlarını etkileyecek potansiyellere sahip. Bu birikim, toplumsal, siyasal, kültürel bir değişime, yükselişe olanak tanıyor; bireyin doğuşuna, kadının özgürleşmesine, kendisi için onurlu bir gelecek arayan gençliğin pozitif enerjisinin açığa çıkmasına, büyük bir Ortadoğu uyanışını etkileyebilecek bir Kürt aydınlanmasına, Kürt Rönensans'ına yol açıyor, büyük bir değişim ve dönüşüme imkan sunuyor.
Baba ata toprakları üzerinde Kürt halkının uyanışı, gecikmiş bir ulusallığı derinden yaşıyor olması, biz Kürtlerce olması gereken şekilde fark edilmiş, iyice anlaşılmış, kavranmış değil.Bu realiteyi görmek, tespit etmek gerek. Bu toplumsal gerçekliğin, bu nesnel durumun farkına varmış, buna göre ufkumuzu genişletmiş, umutlarımızı yoğunlaştırmış değiliz. Bu konudaki fark etmişliğimiz, farkındalığımız zayıf. Hala,tarihsel olarak taşıdığımız yerel kavrayışlarımızla, ya da sonradan bellediğimiz düşünce kalıplarıyla bakabiliyoruz olup bitenlere; mücadeleyi ideolojiyle, siyasetle sınırlama, siyasetin oturduğu zemini, Kürdistan sosyolojisini hesaba katmamak, geçmişten bu güne sen ben rekabeti, ehemmiyetsiz noktalara takılıp, her şeyi ben bilirim, her şey benden sorulur fikrisabiti ile sürdürebiliyoruz. Bütün bunlar ta ''dipten gelen dalganın''elinin tersiyle ötelere ittiği yerellikler, çapsızlıklar, tutarsızlıklardır. Kürtler halkçılığının, ulusallığının yüz yıl öncesinin aksine yerellikten uzak, insani, ahlaki, vicdani bir zemine, halklar arası bir dostluk - dayanışma zeminine oturması gerekir. Kürtler bize şunlar bunlar reva görülüyor gibi şikayet edilen durumundan çıkmak, çuvaldızı biraz da kendine batırmak konumuna bir an önce ulaşmalılar. Kürtler,şu saatten sonra büyük düşünüp, büyük davranmanın önemi görmek ve kavramak durumundadır; bu çerçevede iş bölümü, ihtisaslaşma, kurumlaşma çok büyük önem taşımaktadır. Pozitivist, merkeziyetçi ''mutlak doğru''cu düşünce kalıpları yerine ademi merkeziyetçi kültürel anlayış, özgür bir yaşam için sağlıklı bir düşünme davranış zenginliği esas alınmalıdır. Kürtler arasında haksız rekabete, kaba şiddete karşı olmak başlıca bir görevdir. Çoğulcu düşünmenin, farklı konumlarda bulunmanın önemini kavramak, faklı oluşları hiçbir mazeret belirmeden kabullenmek önemli, ertelenmez bir ihtiyaçtır. Çoğulculuk içinde birlik yaratabilmek imkansız, zor görünse de özellikle günümüzün dünyasında kaçınılmaz bir önem taşımaktadır.
Son birkaç söz;
Ortadoğu'da, kadim Kürdistan coğrafyasında, süregelen büyük bir Kürt halk uyanışı, özgür eşit bir halk olarak gelecek umudu gelişiyor, güçleniyor. İçine kapanmayan, dar milliyetçilik zaafına düşmeyen, devletlerle halkların ayırdına varan, iç içe, yan yana yaşanılan bölge halklarına olumlu ve dostane bakan, doğayı, insanlığın kazanımı olan değerleri bütünüyle kucaklayanbir Kürt aydınlanması oldukça büyük bir önem taşıyor.İnsan haklarını, halkların haklarını önde tutan büyük insanlık henüz doğmadı. Devletlerin, devletlerarası meselelerin hukuku çerçevesinde bir yere takılı kalmış insanlık, bu kör noktayı aşamıyor. Yaptırımın, şiddetin tekelini elinde tutan devletlere terörist diyen yok, terör varsa yoksa toplumlarda, halklarda aranıyor. Siyasetle, barış yoluyla çözülmeyen, devlet şiddetiyle çözülmesi düşünüle toplumsal sorunların eninde sonunda karşı silahlanmayı, karşı şiddeti yaratacağı kaçınılmazdır. Kürdistan'ın özelinde, bütün parçalarında oluşan gerçek tam da budur. Ne yazık ki Özgürlük gibi sevimli, steril bir kavramın şiddetle birlikte aynı karede yer alabiliyor oluşu kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır.
Kürt siyasetlerinden öteye, Kürt Rönensansı'na, Kürt aydınlanmasına ihtiyaç büyük. Kürt bireyleri, Kürt okumuş yazmışları, aydınları; Avrupalara sığınmış siyasi mülteciler, büyük kentlere sığınanlar, aktif siyasetten öteye başka mücadele disiplinleriyle tanışmamış binlerce, on binlerceyetişkin insan Büyük ölçülerde atıl olan bu potansiyel insan gücü, siyaseti de en geniş şekilde kucaklayan, Kürt halkının en geniş çıkarlarını, en başta da birliğini gözeten, Kürt aydınlanmasının/ rönensansının önemli unsurları olarak görülebilir, düşünülebilir. Geleceğe Kürt halkı açısından bakan Stratejik bir Kürt ufkuna ihtiyaç var. Kendi içinden kavgalı Kürt tarihi, aşiret, kabile, aile değerlerinin, din, mezhep farklılığının ötesinde ileri bir ufuk, kalıcı bir birlik aramak Kürtler için öncelikli kaçınılmaz bir hedef olmalıdır. Günümüzün ikliminde '' Dipten gelen dalga'' özgürlük, eşitlik, adalet kavramları etrafında çağdaş Kürt tarihinin inşasına imkan vermekte, Kürt halkı için aydınlık bir gelecek imkanınabüyük bir şans tanımaktadır. Kürtlerin kendini aşarak, Özgür eşit halklar/ uluslar ailesinin bir parçası olmak üzere birlik için yapacağı her çaba değerlidir, yaşamsal önemdedir; Kürtler kendisini fark etmesi, öz güven içinde olması, güçlenmesi için başka hiçbir çaba, birlik, kalıcı birlik için yapılacak çabadan daha değerli değildir ve olmayacaktır.
( Çerçeve Bir Metin )