SON DAKİKA

Çözüm Zamanı -2-

Algı, insanların tutum ve davranışlarını belirleyen kaynaktır. İnsanlar, günlük hayatlarında karşılaştıkları diğer insanlara, gruplara, toplumlara, hayvanlara ve hatta bir bütün olarak tabiata karşı nasıl davranacaklarına algıları neticesinde karar verirler. 18 Ekim, 2014 03:19 Güncelleme: 18 Ekim, 2014 03:19 Çözüm Zamanı -2-

Algı öğreniliyor/öğretiliyor:

Hayatında hiç elektrik enerjisi ile karşılaşmamış bir insanı yüksek gerilimin olduğu korunaksız bir trafo sahasına bırakırsanız, hatların taşıdığı öldürücü tehlikeyi algılayamayacak ve sakınması, uzak durması gerektiğini öğrenemeden ölecektir. Modern hayatta hepimize bu alanların nasıl algılanacağı öğretilmiştir. Şayet doğal insana veya bir insanın tabula rasa haline bakacak olursak, hayatına giren her şeyi, algılarken hangi kategoriye koyacağını ya doğrudan deneyimleyerek öğrenmekte ya da kendisine biri(leri) tarafında öğretilmektedir. Algılanan, hangi kategoriye konacaktır? İyi-kötü, doğru-yanlış, dost-düşman…. Modern hayat birçok şeyi birinci ve ikinci sosyalizasyon sırasında bize öğretmektedir. Aksi halde tamamını deneyimleyerek öğrenmemiz çok fazla zaman alacaktı. Sorun şu ki, bu öğretme, günlük hayatımızı kolaylaştıran pratik bilgilerle sınırlı kalmamaktadır. Siyasal veya sosyal yapılar, kendi politik veya ekonomik amaçları doğrultusunda bizi yetiştirmek ve yönlendirmek, böylece amaçlarına uygun araçlara dönüştürmek isterler. Karar vericilerin amaçlarına uygun itaatkar neferler olmamız için bize inanç gruplarını, etnik grupları, kültürel grupları, olduklarından farklı şekilde iyi veya kötü olarak öğretebilirler. Bu öğretme eylemi yeterince otorite ile güçlendirilmiş ve yeterince tekrarla pekiştirilmişse, artık bir şablona dönüşür. Ve her birimiz günlük hayatımızda irili ufaklı bu tür birçok şablonu farkında olmadan otomatik olarak kullanırız. Çünkü bir süreden sonra artık bunlar olağanlaşır ve sorgulanmazlar. Bu şablonları kullanmak daha güvenli ve daha kolaydır. Böylece algı, olgunun kendisinden daha önemli hale gelir. Olguyu gerçekten doğru algılayıp algılamadığımızı, ona kasıtlı bir müdahale edilip edilmediğini araştırma zahmetine girmeyiz.

Öğretilmiş algıya bir örnek olarak, 2013 yılının Mayıs ayında Yozgat'ta saha çalışması yaparken, genç bir esnafla mülakat sırasında şöyle geçmektedir: Soru: “Türkiye'de Kürtlerin devlet okullarında, devlet kaynaklarıyla anadilinde eğitimini nasıl karşılarsını?” Cevap: “Bence olmasa daha iyi olur. Hem Kürtçe, öyle Fransızca gibi güzel bir dil de değil”. Soru: “Fransızca biliyor musunuz?” Cevap: “Hayır”. Soru: “Kürtçe biliyor musunuz? Cevap: “Hayır”.  Her nasılsa, bilmediği iki dili karşılaştırıyor ve birisini güzel, birisini kötü olarak niteleyebiliyor. Oysa Kurtuluş Savaşında ülkesini işgal eden güçlerden biri de Fransızlardı ve onlara karşı savaşta kendisi ile birlikte olan da Kürtler idi. Şimdi aynı ülkede İngilizce, Fransızca, Almanca… devlet okullarında, devlet kaynakları ile kendisine öğretilmekte, ancak aynı devletin kurucularından olan Kürtlerin kendi anadillerinde eğitim görmelerine karşı çıkılmaktadır. İşte bu öğretilen algıdır.

Kürt ne zaman sorun oldu?

Yazı dizisinin bir önceki bölümünde açıklandığı gibi, Kürt ve Kürt Sorunu hakkında doksan yıldır planlı olarak inşa edilmiş ve sürekli pekiştirilmiş bir algı vardır ve bu algı bugün çözüm çabalarının önündeki en önemli engellerden biridir. Devlet, daha 1924'teki ulus tasavvuru ile Kürtleri “sorun” olarak etiketlemiştir. O gün yeni kurulan ulus devlet için bir ulus tasavvur edilmektedir ve “ulus Türk”tür. Daha o gün Kürt, Türk olmayışı ve yeni devletin içinde önemli bir demografiyle mevcut olmasından dolayı bu tasavvura uymadığı için “sorun”dur. Türk değildir ve Türkleştirilmesi için bir dizi asimilasyon faaliyeti gerektireceği için sorundur. Bu, Kürtlerin yaptıkları herhangi bir eylem ile ilişkili değildir, Türklük dışındaki mevcudiyetlerinden kaynaklanan bir sorundur. Oysa Kürtler tarihin başından beri yaşadıkları yurtlarında her zaman Kürt idiler. Sorun onlardan değil, yeni ulus devletin elitlerinin ulus tasavvurundan kaynaklanıyordu. Cumhuriyet için Kürt Sorunu burada başlar. Fakat o günkü Kürt Sorunu, bugünkü Kürt Sorunu ile yanı şey değildir. O gün“mevcudiyeti ile sorun olan Kürt” sorunundan söz ediyoruz. 1993 yılında Merhum Cumhur Başkanı Turgut Özal'ın Kürt realitesini resmi söylemde ifade etmesi ve çatışmaları sonlandırmak için, güvenlikçi perspektifin dışında yaklaşarak arayışlara girmesi ile sorun devlet için nitelik değiştirmeye başladı. Artık Kürtler bir bütün olarak inkar edilmiyor fakat bu defa iki kategoride değerlendiriliyordu: “Siyasi ve kültürel bir takım taleplerde bulunanlar ve bulunmayanlar”. Artık “talepleri ile sorun olan Kürt” sorunu başlamıştır. Bugün Kürt Sorunu olarak gündemde olan sorun budur. Şayet Kürtler herhangi bir talepte bulunmaz ve devletin kendilerine lütfettikleri ile yetinirlerse sorun yok gibi gözükmektedir. Öyle davrananlara devlet en azından şimdilik ses çıkarmamaktadır. Fakat şayet Türkiye'de Türkler ile eşit vatandaşlık haklarına sahip ve eşit vatandaşlık hukukuna tabii olmak isterlerse, işte orada sorun vardır.

Biz, niyet okuyuculuğu yapmadan, devletin sorunu çözmeye gerçekten istekli olduğunu varsayarak, çözüm yolunda adım atmasını zorlaştıran “halk olarak Türklerin” algısını yeniden inşa ile ilgili önerdiğimiz araçlara dönelim. Geçen yazıda bu amaçla faaliyet gösterecek informel gruplardan, “Ortak Tarih Ekibi” ve “Eğitim Ekibi”nden söz etmiştik.

MEDYA EKİBİ

Medya, çağın enformasyon kaynağı ve aracısı olarak toplumsal algıların inşasında önemli bir yere sahiptir. Kürt sorununun mevcut algısının inşasındaki etkisi, küçümsenmeyecek düzeydedir. Denilebilir ki büyük kitlelerin algılarının şekillendirilmesinde ve kitlelerin mobilize edilmesinde en hızlı sonuç alınabilen araç medyadır. Bu nedenle gazete, radyo, televizyon, internet ağları ve sosyal medya, algının yeniden inşasında istihdam edilmesi gereken araçlardır.

Ancak medyanın Kürt sorununun çözümünde işlevsel bir araca dönüştürülebilmesi için, yapılması gereken iki iş vardır. Birincisi medyanın barış ortamını sürekli zehirleyici ve toplumu her iki yönde kutuplaştırıcı olumsuz dilinin önlenmesidir. Öncelikle medyanın bu yıkıcı etkisi önlenmelidir. İkincisi ise yeni bir dil, yeni bir söylem ile yapıcı yönde araçsallaştırılmasıdır.  Dil, nesneleri belirleyen araçtır ve algı inşasında önemlidir. Günlük hayatın ortak nesnelleştirilmesi, esas itibari ile dile ait anlamlarla korunur. İdeoloji ve algı, dil vasıtasıyla inşa edilir. Kitle iletişim araçları tarafından hazırlanıp yayılan entegrasyon kültürü, kendi anlayışına göre gayriyasal olsa da, bizatihi siyasal bir ideolojiyi temsil eder. Dil siyasaldır ve siyasal tahakküme katılabileceği gibi aynı zamanda ona karşı bir alet olarak da kullanılabilir. Bu nedenle medyanın dili yapıcı anlamda denetlenmelidir. Esasında bu denetim, devletin resmi ideolojisine aykırı düşüldüğü her durumda yapılmıştır da. Aynı şekilde Kürt sorununun çözümü sürecinde de algının yeniden inşası için bu denetim yapılmalıdır. Türkiye'de medya, dizi filmler, haber, yorum ve tartışma programları ile belgeseller aracılığıyla algı inşasında araçsallaştırılabilir.

Diziler

Türkiye'de TV kanalları son yıllarda birçok popüler dizi üretmiş ve yayınlamıştır. Bu alanda içeride önemli bir sektör oluştuğu gibi, diziler artık bir ihraç ürünü haline gelmiştir. Birçok ülkede Türk dizilerinin beğeniyle izlendiği medyaya yansımaktadır.

Türk toplumu gerek gelir seviyesi ve ekonomik imkânları, gerekse geleneksel alışkanlıklarından dolayı akşamları çoğunlukla evde, TV başında geçirmektedir. TV'lerin izlenme saatleri ve oranlarından anlaşıldığı kadarıyla da en çok izlenen içerikler, diziler, haber ve tartışma programları ve belgesellerdir. Bunlar arasında dizi izleyicisinin ezici çoğunlukta olduğu, prime-time (en çok izlenen zaman dilimi) denilen saatlerde yayınlanmalarından anlaşılmaktadır. Neredeyse popüler bir eğlence ve vakit geçirme aracına dönüşen TV dizilerinin toplumsal algıları ve hatta değerleri dahi değiştirdiği, bu nedenle bazı dizilerin içeriklerinin en üst düzeyde siyasi liderlerin sitemine neden olduğu görülmüştür. Geride kalan zaman içinde Kürt ve Kürt sorunu algısı açısından da olumsuz etkisi olan birçok dizi izletilmiştir.

Her şeyden önce ekranlardaki kötüleyici, kutuplaştırıcı diziler kaldırılmalıdır veya içerikleri kendi yarattıkları tahribatı tamir edecek şekilde düzeltilmelidir. Örneğin bazı İslami cemaat veya sermaye gruplarının kanallarında yer alan “Şefkat Tepe”, “Tek Türkiye”, “Kurtlar Vadisi”, Kürtler hakkında sık sık olumsuz bir algının verisini sunmaktadırlar. Bu dizileri izleyen bir Türkün, Kürtler hakkındaki olumsuz algıları ne derece güçlenirse, bir Kürdün de o derece karşıt algıları güçlenmektedir. Kürtler genellikle bu dizileri öfkeyle karşılar ve izlemezler ancak kanal değiştirme sırasında tesadüfen bu dizilerin görülmeleri bile bu rahatsız edici propagandanın tetiklediği tepkinin ortaya çıkmasına yetmektedir. Sorun sadece çeşitlilik içinde hangi kanalın izleneceğinin tercih edilmesi meselesi değildir. Sizi aşağıladığını veya itibarsızlaştırdığını öğrendiğiniz bir içeriği izlememiş olsanız dahi, bu içerikten haber almak bir karşı öfkeye ve kutuplaşmaya yetmektedir. Bunun en bariz örneği geçen yıllarda Hz. Muhammed (s.a.s) hakkında yapılan film veya karikatürlerin büyük bir kitleyi sokağa dökmesi ve olaylara neden olmasıdır. Aslında bu kitleden birçoğu bu içeriği hiç izlememiştir ve normal yaşantısının akışı içinde izleme ihtimali de çok düşüktür. Aynı şekilde Atatürk hakkında yapılan içerikler, çok az kişi tarafından görülmüş olmasına rağmen, büyük bir kitlede rahatsızlığa sebep olmuştur. Kürtlere yönelik bu içerikleri yayınlayan, hatta çözüm sürecinde dahi yayınlamaya devam eden yayıncı kuruluşların masum oldukları veya sadece izlenme kaygıları ile hareket ettikleri söylenemez. Zira bu kuruluşların birçoğunun, izlenme kaygısı taşımadan, popüler içerikleri tamamen dışlayabildikleri ve bir misyonla hareket ettikleri bilinmektedir.

Kürt sorununun çözümü sürecinde algının yeniden inşası için dizi filmler işlevsel bir araç olarak kullanılabilir. Ortak tarih, ortak değerler, ortak gelecek vizyonu veya Türkler ile Kürtlerin ortaklaştıkları, evlilik, komşuluk, iş ortaklığı gibi olumlu yaşam örnekleri dizilere konu edilebilir. Özellikle animasyon diziler yetişen yeni nesil için yeni bir algı inşasında çok etkili olacaktır. Çocuklar belli bir yaşa kadar animasyon yapımlara çok ilgi gösterirler, esasen yapılan animasyonlar da her biri bir mesaj içermektedir. Bu anlamda hiçbiri masum değildir, yayınlayan da bu içeriğe bilerek iştirak etmektedir. Kürt sorununun çözümüne katkı sağlayacak algının inşasında bu araçtan faydalanılması ölçülebilir sonuçlar doğuracaktır.

Belgesel

Türklere Kürtler yeniden, yeni bir görüntüyle tanıtılmalıdır. Gelenekleri, töreleri, yaşam tarzları ve Türklerin hayatındaki yerleri açısından devlet destekli belgesellere, filmlere konu edilmelidir. Televizyonlarda Afrika veya Amazon ormanlarındaki kabilelerin hayatları, kutuplardaki penguenlerin,  çöldeki develerin, Yörüklerin, Türk Yazıtlarının belgeselleri yer alır, ancak ülkenin doğusundaki Kürtler hakkında olumlu bir şey yer almaz. Toplumun kendi tarihini, kültürünü, coğrafya bilgisini öğrenmeye ihtiyacı var, ancak bu bilgiyi öğrenmeden önceki hali ile öğrendikten sonraki hali arasındaki değişimi, yaşam içindeki pratik sonuçlarını çoğu zaman ne izleyicinin kendisi ne de uzmanlar kolay kolay açıklayamaz. Pratik hayatta ne kadar karşılık buldu? Gerçekten ne derecede önemli bir sorunu çözdü? Bu soruları cevaplamak kolay değildir. Fakat Kürt sorunu ile ilgili yanlış veya eksik bilginin, Türkler ve Kürtler için günlük hayatta somut bir karşılığı vardır. 40.000 can, 1,5 trilyon TL, milyonlarca kişilik mağduriyetler ve gitgide büyüyen, çözülmediği halde belki milyonlarca kişinin hayatına mal olacak bir parçalanma vs. dir.

Belgesel ve filmler ile Türk-Kürt ortak tarihi, savaşlardaki işbirlikleri, evlilikleri, birbirlerine uyumları, bin yıllık dostlukları, benzerlikleri işlenebilir, okullara dağıtılabilir, ulusal kanallarda sık sık yayınlanabilir, öğrencilerin tabletlerine yüklenebilir vs. Bunlar yeni bir algının inşasında etkili olacaktır. Bu içerikler ne Kürtleri ne de Türkleri rencide etmeden, asimilasyon refleksi içermeden, tepki doğurmadan izlenecek içeriklerde olmalıdır. Kültür Bakanlığı bu konuda bir fon ayırabilir hatta böyle bir çağrı yapabilir, RTÜK ve TRT bunu yaygınlaştırmak için yöntemler geliştirebilir. Bu tür belgeseller Türk-Kürt kutuplaşmasını sınırlayabilir, kesimlerin birbirlerini tanımalarını ve empati kurmalarını kolaylaştırabilir.

Haber ve Yorum

Akademisyen ve araştırmacıların dışında, toplumun neredeyse ezici çoğunluğu, Kürt sorunu hakkında akademik bir metni veya bir araştırma raporunu okumak yerine, bilgi kaynağı olarak medyadaki haber ve yorumları almaktadır. Diğer zahmetli yoldan olguyu anlamak yerine, bir gazete köşesi veya TV'deki bir haber veya tartışma programı daha zahmetsiz olduğundan, çoğunluk bu yolu tercih etmektedir. Ancak her medya grubunun taraf olduğu, sunulan içeriklerin ve sunuş şekillerinin bu taraflılıklarına göre belirlendiği gerçeği çoğunlukla dikkatten kaçmaktadır. Okuyucu veya izleyici genellikle kendi görüşüne yakın bulduğu mecraları takip etmekle aslında gerçeğin karşılaştırmalı bilgisini edinmek yerine sürekli belli bir görüşün propagandasına maruz kalmaktadır. Yayıncının Türk, Kürt, dindar, laik, milliyetçi, Kemalist, sosyalist vs. olmasına bağlı olarak yayınlamayı seçtiği içerikler, o içerikleri sunuş şekli ve seçtiği uzman, yazar, yorumcular farklılaşmaktadır. Medya, haber, yorum, tartışma içeriklerini ve yazar/konuşmacıları seçerken taraflı davranmaktadır, kendi karşıtına mümkün mertebe yer vermemektedir. Böylece Kürtlerin Kürtlere, Türklerin Türklere propaganda yaptığı, kutuplaşmanın sürekli derinleştiği bir ortam oluşmuştur.

Ortak bir paydada buluşabilmek için yapıcı bir dilin hâkim olması gerekir. Medyadaki haber ve yorumlarla sürekli kutuplaştırılan bir toplum bir araya geldiğinde uzlaşma yerine çatışmanın olması kaçınılmazdır. Daha önceki dönemlerde özellikle Kürt sorunu özelinde medyaya birçok müdahale yapılmış olduğu malumdur. Düzenli toplantılar ile her içeriğe müdahale edildi, davalar açıldı, dergi ve gazeteler kapatıldı veya yazarlar işten atıldı. Özetle birçok defa devlet söylemine aykırı haber ve yorumlardan dolayı, amiyane tabirle birilerinin kulağı büküldü. Ülke için bu denli önemli bir mesele için yeniden, bir süreliğine birilerinin kulağının bükülmesi halk tarafından makul karşılanacak, meşruiyet sağlamada zorlanılmayacaktır. Algının yeniden inşası için, ya da yeni bir algının inşası için bu gereklidir. Aynı şekilde sosyal medya içeriklerinin yönetilmesi de aynı derecede önemlidir.

Medya ekibi Kültür Bakanlığı, TRT, RTÜK, Medya sektöründeki başlıca gruplar ve üniversitelerden uzmanlar ile işbirliği içinde bu alanda gerekli çalışmaları yapmaktan sorumlu olacaktır.

SPOR EKİBİ

Spor etkinlikleri genellikle etnik ya da dini farklılıklara bakılmadan taraftarın ortaklaştığı alanlardan biridir. Özellikle Türkiye'deki üç büyük futbol kulübü (Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş) taraftarlığı, Türk ve Kürtlerin en önemli ortak noktalarından biridir. Bu takımların sitelerinde, müsabaka sırasındaki mesajlarında, yöneticilerinin beyanlarında, atılan gollerin veya kazanılan başarıların sonrasında söylenecek bir cümlede verilecek mesajlar büyük bir kesime ulaşmakta ve algısını değiştirebilmektedir. Örneğin bu amaçla İstanbul'da veya bölge illerinde yapılacak dostluk maçları, sahaya çıkarken sporcuların taşıyacağı bir pankart, Türk ve Kürt taraftarlarının birbiri hakkındaki algısını olumlu yönde etkileyecek güçtedir.

Sporun dostluk ve kardeşlik ruhu, halkların barış içinde birbirini kabullendiği ve kenetlendiği birlik ruhuna tabiatı itibari ile zaten denk düşmektedir. Bu amaçla turnuvalar düzenlenebileceği gibi, süper lige isim verilebilir veya süper lig maçları yayınlarında, saha kenarlarındaki tabelalarda, pankartlarda algı inşası için mesajlar iletilebilir. Maç öncesi veya devre aralarında sevilen sporculardan bu tür mesajlar alınarak veya daha önceden hazırlanmış videolar yayınlanarak geniş kesimlere ulaşılabilir. Sporun bu birleştirici gücü yeni algının inşasında faydalı bir araca dönüştürülebilir.

Spor ekibi ilgili taraflar ile bu tür etkinlikleri ortak-akıl toplantıları ile kararlaştıracak ve hayata geçmesini takip edecektir.

Devam edecek.

 

Yorum Ekle