SON DAKİKA

Çankaya'dan beklenen davet

Cumhurbaşkanı Gül, vakit kaybetmeden Taksim Gezi Platformu adına bir grup insanı Çankaya'ya davet etmeli. 04 Haziran, 2013 02:35 Güncelleme: 04 Haziran, 2013 02:35 Çankaya'dan beklenen davet

Dün Radikal'in manşeti 'Şimdi ders çıkarma zamanı'ydı.

Maalesef tüm bu olan bitene rağmen yeterince ders çıkaran olmadı.

Olmadığı için geçen hafta Gezi Parkı'nda oturma eylemi ile başlayan, polisin orantısız müdahalesi ile çığırından çıkan eylemler çatışmalar eşliğinde tüm yurda yayıldı.

Hâlâ çok geç değil…

Her şeyden önce olan biteni doğru adlandırmamız gerekiyor.

Piknik havasında başlayan barışçıl bir protesto nasıl oldu da tüm Türkiye'yi saran bir ateşe dönüştü?

ADINI DOĞRU KOYALIM: SOSYAL İSYAN
Park da polisin aşırı müdahalesi de bu saatten sonra olan biteni tek başına izah etmiyor.

Esas mesele Prof. Erol Göka'nın tanımlamasıyla 'sosyal patlama/laik kimliğin isyanı.'

Düdüklü tencere misali…

Halkın öfkesi içerden birikti, birikti ve patladı…

Başbakan Tayyip Erdoğan onca dost uyarısına rağmen anlamadı…

Hâlâ da anlayabilmiş değil.

Çünkü o onca ekonomik başarıdan sonra herkesin kendisine medyunu şükran olmasını bekliyor.

Şükran yerine protesto ile karşılaşınca olan biteni ya nankörlük ya da birtakım güçlerin kendisine karşı oyunu olarak görüyor.

Oyun yok mu, elbette var.

Erdoğan ve AK Parti düşmanlığı yok mu?

O da mebzul miktarda var.

Ama tüm bunları aşan sırtını düşmanlık ya da birtakım karanlık odaklara dayamamış çoğunluğu gençlerden ve kentli insanlardan oluşan halkın birikmiş bir öfke patlaması da var.

Bu yüzden olan biteni doğru anlayalım, adını doğru koyalım.

Bu; bir öfke patlaması, sosyal isyan.

Dikkat edin siyasal değil.

Öyle olsa CHP rol çalmaya kalktığında ilk tepkiyi eylemcilerden almazdı.

Kanyon gibi bir alışveriş merkezinde gün ortasında alışveriş yapanlar Gezi Parkı protestocularına destek çıkmazdı.

POSTMODERN BİR DİRENİŞ
Yeni bir direniş türüyle karşı karşıyayız.

Mesleki kariyeri Avrupa ve Ortadoğu'da devrimlere tanıklık etmekle geçen Cengiz Çandar'a göre yaşananlar Postmodern bir direniş:
“Alışıldık cinsten değil. Bir hayli bireyci. Kentli ve seküler yeni kuşakların tüm özelliklerini yansıtıyor. Çoğunluğu sırt çantalarıyla, şortlarıyla, ayaklarında ya yürüyüş ayakkabıları ya sandaletler, genellikle yirmili yaşlarında ya da otuzlu yaşlarının ilk yarısındaki gençler. Arkasında ne bir siyasi parti ne 'provokatörler' ne de 'Türkiye'yi zayıf düşürmek isteyen dış güçler.' Bu kadar büyük bir kitle hareketinin içinde, tabii ki Ergenekon muhipleri, ulusalcılar, iflah olmaz Tayyip Erdoğan ve Ak Parti düşmanları, İP'liler, çeşitli renklerde provokatörler, lumpenler ve bu arada da ana muhalefet CHP üyeleri, vs. elbette vardı ama bütün bu 'gerçekler', olayın bir büyük ve esas olarak 'spontane ve kontrolsüz halk hareketi' olduğu 'ana gerçeği'ni değiştirebilecek nitelikte değildi.”

BUNDAN SONRASI?
Adını koyduk, peki ya bundan sonrası?

Legal ya da illegal örgütler bu noktadan sonra Gezi Parkı'nda başlayan demokratik halk protestosunu başka noktalara çekebilirler.

Çünkü ortalık toz duman.

Aşırı uçlar asıl bundan sonra işbaşında…

Mesela dün İnebolu AK Parti İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ferhat Küpoğlu'nun attığı mesaj ortalığı birbirine kattı:

“Taksim Gezi Parkı'ndan sonra Anıtkabir'i de yıkarsak Elhamdülillah.”

Tam bir yangına körükle gitmeyi bekleyen ruh hastası.

Neyse ki AK Parti yönetimi farkına varır varmaz Küpoğlu'nu özür dileterek görevden aldı.

Bir başka ruh hastası Ulusal Kanal'da AKP'li sivil faşistlerin ellerinde satırlarla İzmir'de halka saldırdığını anlatıyor…

“Bunlar birkaç kendini bilmez” diyebilirsiniz…

O zaman tavsiye ederim size girin Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek ve CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün sosyal medyada attığı mesajlara bakın.

Biri “Sizi tükürükle boğarız” diyor diğeri burada yazamayacağım ağır küfürlerle Erdoğan'a “sonun yakın” tehditleri savuruyor.

Tam bir cinnet hali…

GÜL, PROTESTOCULARI DİNLEMELİ
İşte bu ortamda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün protestoculara 'sesinizi duydum' çağrısı can simidi gibi. Başbakan yurtdışında olduğu için bugün de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'la görüşecek.

Ama yetmez…

Gül'ün anayasal konumunun gereği bu cinnet hali daha fazla büyümeden daha aktif bir biçimde soruna müdahale etmesi gerekiyor.

Nasıl mı?

Hiç vakit kaybetmeden Taksim Gezi Platformu adına bir grup insanı Çankaya'ya davet ederek. Eylemi başlatanlar onlar…

Eylemin amacından sapmadan devam etmesini de en çok onlar ve protestoların sembol ismi olan Sırrı Süreyya Önder istiyor. Çankaya'dan aldığım bilgiye göre Cumhurbaşkanı Gül de bu buluşmaya sıcak bakıyor.

Cumhurbaşkanı hiç vakit kaybetmeden Sırrı Süreyya ve platform adına ilk günden bu yana canla başla barışçıl mücadele veren Ahmet Saymadı gibi isimleri Çankaya'ya davet etmeli.

Devletin başı olarak ne istediklerini ve ne istemediklerini bizzat onlardan dinlemeli.

Çünkü platformun derdi yakıp yıkmak değil aksine Gezi Parkı bir demokrasi ve özgürlük parkına dönüşsün istiyorlar.

Biber gazı değil temiz hava solumak, Taksim'i ilk günkü gibi rengârenk bir şenlik alanına dönüştürmek amaçları.

Her çatışma haberi en başta onları yaralıyor.

“Ruh hastaları ve aşırı uçlar dışında kimsenin ülkeyi kan gölüne çevirmeye yakıp yıkmaya niyeti yok” diyorlar.

Cumhurbaşkanı'nın hiç vakit kaybetmeden bu sese bizzat davet ederek kulak vermesi gerekiyor.

Polis çekilince Taksim Gezi Parkı tekrar ilk günlerin şenlik havasına döndü.

Gezi Parkı döndüyse diğer yerler neden dönmesin?

PROF. DR. EROL GÖKA: LAİKLER ESKİDEN DİNDARLARI ANLAMAZDI ŞİMDİ…

“Biz Türkiye'deki Ak Parti iktidarından sonra Ak Parti'ye destek olmayan çevrelerin; özellikle Cumhuriyet'in doğru bir proje olduğunu ve bütün yaptıklarının büyük ölçüde doğru olduğunu düşünenlerin tepkilerini anlamakta zorlandık. Sadece mağlubiyet psikolojisi gibi değerlendirmeye çalıştık. Şimdi ben yeni yeni fark ediyorum ki laikler eskiden dindarları anlamazdı, 'Din Allah ile kul arasında bir şey biz ona karışmayız' derlerdi. Halbuki dindarların önemli bir kesiminin dünyayı ve siyaseti algısında da inançlarının çok büyük payı vardı. Ve onlar buradan zedeleniyorlardı. Şimdi büyük ihtimalle aynı durum kendisini 'laik' diye tarif eden insanlar için de söz konusu. Onlar için yaşama tarzları, Cumhuriyet'in kazanımları dedikleri şey bir değer haline gelmiş vaziyette. Değer haline dönmüşse bu bir kimlik meselesidir aynı zamanda. Nasıl dindarlar, Kürtler geçmişte kimliklerine saldırıdan dolayı çok hassas hale gelmişlerse, laik kesimde de böyle bir kırılganlık söz konusu. Ve son dönemde şüpheleri, özellikle alkol yasasından ve köprü adlandırmasından sonra iyice zorlanmış vaziyette. Kıvılcım bekliyor haline gelmiş diye açıklıyorum ben durumu. Ve bir eylem fırsatı ortaya çıkınca da insanlar tepkilerini dile getirdiler. Yani laik kimliğin isyanı, laik kimliğin feryadı diye okumak mümkün bütün bunları. Buradan tabii hükümetin de bunu okuması lazım. Öyle 'Benim çoğunluğum var, yaparım' şeklinde algılamayıp nasıl Kürt meselesinde bir çözüm sürecine girilmişse, bu toplumsal kesimler arasında da bir mutabakat arayışı içine girmek ve uygulamada daha hassas olmak, ikna ederek ilerlemek gibi bir tavrı benimsemeliler.”

 

Yorum Ekle