SON DAKİKA

BU KAPKARA KİBİR / BU YOĞUN ŞİDDET KİME NE KAZANDIRIR

BU KAPKARA KİBİR / BU YOĞUN ŞİDDET KİME NE KAZANDIRIR 31 Aralık, 2015 14:26 Güncelleme: 31 Aralık, 2015 14:26 BU KAPKARA KİBİR / BU YOĞUN ŞİDDET

KİME NE KAZANDIRIR

BU KAPKARA KİBİR / BU YOĞUN ŞİDDET

KİME NE KAZANDIRIR

Siyaset, silah, diplomasi birbirinden uzak kavramlar değil, yaşam mücadelesinin üç saç ayağı. Siyaset devlet de olmuşsa, hemen abasını altına saklar silahını. Şiddet, zorbalık gizli ya da açık siyasetin doğasına, ruhuna uygundur. Silahın bir eliyle siyaseti, diğeriyle diplomasiyi kavradığı da biliniyor. Hukukun ise ne yazık ki, iddialara rağmen kendinden menkul bir kerameti yok. Şöyle böyle denilse de, elindeki hassas ölçen terazisi ile adalet çaresizdir, hukuk ve adalet ne yazık ki, şiddet uygulayan gücün elinde bir oyuncaktır.

İnsan, her halükarda can ve mal güvenliğini koruması karşılığında özgürlüğünden vaz geçip ''namus belası'' devlet denilen aygıta sığınmış, teslim olmuştur. İnsanın devlet ile olan tarihi macerasının özeti budur. İnsanların can ve mal güvenliği devlete emanettir. Ama devlet bahanesi ne olursa olsun, en öldürücü silahlarıyla vatandaş dediğinin köyünü, mahallesini, şehrini kuşatır, can ve mal güvenliğini hiçe sayar, topa tutar, yıkıp yakarsa, ne olur? Yüreğine saklı kalan tek sığınağı onuru da elden giderse ne yapar insan dediğin? Kendisini korumaz mı? İnsani, vicdani, ahlaki değerleri kör topal da olsa bir arada tutan köprüler yıkılıp, çökmez mi?

Yeri göğü ile doğa temiz, güzel, masum. Hayvanlar, en vahşisi bile insandan daha ''insan '', daha adil, daha merhametli. İnsanlık cephesindeyse kötülük, kirlilik önlenemiyor, geriletilemiyor, yaşam sorunlu. İnsani, vicdani, ahlaki değerlerin ''müşterisi ''ni ara ki bulasın. Kalıbıyla, ambalajıyla insan var, ama içinde insanileşme, insani ruh yok. Dilin, kültürün farklıysa, bir hak olarak kendin olarak yaşamak istiyorsan yandın, gittin. İnsan ve halkların hukukunun ancak adı var, kendisi yok. Tabularla savaşan insanlık, her seferinde bir başka tabu üretiyor. İnsan, benim devletim diye tabulaştırdığı aygıtı, çaresizlikten bizzat kendi aklı ve elleriyle yaratmış oluyor. Devletin yoksa insan ve halk olarak hukukun da yok. İnsanlık, devleti, '' kendi devletini '' eleştirecek, değiştirecek kadar olsun gelişmemiş… Büyük insanlık şimdilik Kaf Dağının ardındaki bir ütopya, belki ondan da ilerde, çok uzaklarda…

* **

Kürt Halkını dünya Alem tanıyor. Kürtler Mezopotamya'nın emektar, kadim halklarından. Kürdistan, yüz yıllardır üzerinde savaşların yapıldığı, geriye ise hep acı ve yıkımların bırakıldığı bir ülke. Yüz yıl önceleri yeniden parsellenip bölüşülmüş… Üstü zorbalıkla örtülmüş büyük bir gerçek. Küllerin altından kor ateş yanıp durmuş bunca zaman. Küllerinden yeniden dirilmiş bir halk, yeniden uyanmış, dimdik ayakta duruyor… Kürtler, geleceklerini tırnaklarıyla kazıyan, insanlığını bileğinin hakkıyla  keşfeden bir mazlum halk. İri cüssesi, şu yükselen enerjisiyle devletsiz bir halk. Artık yalancı bir emzikle oyalanacak, pışpışlayıp uyutulacak bir durumda değil. Farklı şans ve imkanlara sahip olsalar da, her bir parçasında eş zamanlı bir uyanış içinde… Bu ulu özgürlük kervanı dört koldan tutuşmuş, yürüyor…

Bu, kutuplu dünyadaki ölçülere vurulup değerlendirilecek bir devrim yürüyüşü değil. Bir emek sermaye, bir sağ sol, şu ya da bu inanç melesinin çok ötesinde bir yürüyüş… Bu, içinde Kürt rönensansını, Kürt aydınlanmasını taşıyan, dipten gelen bir dalga ileri itilen büyük bir yürüyüş… Keskin ideolojilerin, siyasetlerin uzağında, insani, vicdani, ahlaki bir yürüyüş… Bu kervan, derinden özgürleşme, kendisini yeniden yaratma, insanileşme, geleceğini kendi elleriyle sabırla inşa etmek yolunda… Kürtler çok acı ile tanışmış, feleğin çemberinden geçmiş, neyin nasıl olabileceğini artık fark eden, olgunlaşma yolunda olan bir halk…Statü sahibi olmanın eşiğinde duran, yüreği geniş, umutları, enerjisi yüksek bir halk.  İlkbaharda kabaran coşkulu sular gibi, yana yakıla akacağı yatağı arıyor.

Kürt Halkı ne diyor, ne istiyormuş? Hepimiz insanız, dokuz ay on günde doğduk, sizin benden üstün neyiniz var diye soruyor? Ne mi istiyor? Eşit insan, eşit halk olmak istiyor. Her halk gibi devlet karşısında özgür ve eşit konumda olmak istiyor. Yan yana, iç içe yaşadıkları bölge halklarına; gelin, şu '' bizim devletimiz'' dediğiniz devletleri hepimizin ortak devletleri yapalım diyor. Yaşamı, özgürlük, eşitlik, adalet esası üzerinden değerlendirip, paylaşalım diyor. Yok, bu vaziyet gayet iyi, ben halimden memnunum derseniz, beni ikinci sınıf insan, ikici sınıf halk görmeyi sürdürürseniz, ben ne yapabilirim ki diyor? Kendimi küçük, çaresiz mi göreyim, köle mi olayım, köle mi kalayım? Düşünüyor, tartıyor, biçiyor… Yok!....İnsan olmak, onurla yaşamak gerek… Ya kölelik ya da insanlığını, onurunu, kimliğini kuşanarak mücadele… Kürt halkı; ne zamandan bu yanadır gele gele vardığı eşik, yol ayırımı bu.

Dünya; tarih içerisinde, farklı iklimlerde, topraklarda şekillenmiş, farklı renklerden halk topluluklarının ortak mekanı. Bu güzel dünya, bu verici doğa herkese yeter. Aç gözlülüğe, kin, kibir kuşanmaya, bıyıkları burup orayı burayı fethedip, yakıp yıkmaya haklı bir neden yok. Kürt halkı; yaşayan kimliğini, kendisini var eden toprağını, dilini, kültürünü, tarihini, bu değerlerle donanan insanlığını, insanlık onurunu savunuyor.… Kendi geleceğini kendi elleriyle belirlemek istiyor…

Elimiz insanlık onurunuzda,

Vicdanımızda dursun;

Bunun kime, ne zararı var?

VEYSEL ÇAMLIBEL

Not; Yeni yıl insana, insanlığa özgürlük, eşitlik, adalet getirsin.

Umut, sevgi, direnç çoğalsın, zulmün sonu gelsin…

Yorum Ekle