SON DAKİKA

Ağrı Dağının gazabı

12 Aralık, 2011 00:34 Güncelleme: 12 Aralık, 2011 00:34 Ağrı Dağının gazabı

Yöre halkı, Ağrı'yla inatlaşmaz. İnsanlar, azametini unutmaya başladıklarında bile o, kendisini hatırlatacak bir yol bulur hep 1840 depreminde dağdan kopan taşlı buzullar, Ahuri Köyü'nden 1600 kişiyi yok ederken, Yakup Manastırı'nı da haritadan sildi

1920 yılında bir gece yarısı Gürbulak yakınlarına 'ateşten bir top' düştü; şimdi Dünya'nın ikinci büyük meteor çukuru burada Doğubeyazıt Ovası'nın ucunda İran'a sınır Ağrı Dağı, karlı külahı ile ben buradayım der. Dağın bozkırdan kaldırdığı başı, Anadolu'nun damıyım diye haykırır.


Bizler meraklarımızın peşinde bu dağın doruklarına doğru çıkarken, eteğine sığınanlar onun gazabından korktukları için çoğu zaman başını sislere saklayan dağla inatlaşmayı hiç düşünmezler.


1389 metre yükseklikteki Doğubeyazıt Ovası'nın önünü kapatan 'Ağrı biraderler', tepesine doğru yürümeye başlamadan azametini asla göstermezler insana. 'Ağabey', 5137 metre yüksekteki zirvesi ile Anadolu'nun en yüksek noktasıdır. 'Küçük kardeş' de 3896 metrelik cüssesi ile onu yalnız bırakmaz bozkırın ortasında.


Benzersiz ihtişam


Çevresindekilerin adına efsaneler düzdüğü Ağrı Dağı'na çıkmak için Türkler'in ilgisi ancak Cumhuriyet'ten sonra başlamış. Dağa tırmanmak isteyen ilk kadın ise 1935 yılında bir askeri birlikle 4400 metreye kadar çıkabilen Nadide Badok olmuş.


Ağrı Dağı denildiği zaman kentlerde yaşayanların çoğu buraya tırmanırken hayatını kaybeden insanlar ile ilgili yazılanlardan dağ hakkında bir fikir sahibi olmuşlar.


Peki gerçekte Ağrı Dağı nasıl bir yerdir?


Bana göre Ağrı, doğanın muhteşem başyapıtlarından biridir. Öncelikle sönmüş bir volkan olması ile muhteşemdir, ardından yüksekliği ile muhteşemdir, bitki örtüsü ile muhteşemdir, kliması ile muhteşemdir, efsaneleri ve çevresindeki yaşam zenginlikleri ile muhteşem oğlu muhteşemdir.


İnsanlar Ağrı'nın azametini unutmaya başladıklarında o kendisini hatırlatacak bir yol bulur hep. 1840 yılında bir deprem sonucu kuzeydoğusunda taş ve buzdan oluşmuş yamaçlar yerinden kopunca, geride öyle büyük bir toz bulutu bırakmış ki, uzaktan seyredenler dağda volkanik faaliyetin başladığını sanmışlar. Bu silkeleniş, dağın kuzeydoğusundaki Ahuri Köyü'nden 1600 kişiyi yok ederken, Yakup Manastırı'nı da haritadan silmiş.


60x30 metrelik çukur


Söz konusu olaydan seksen sene sonra, yani 1920'de bir gece yarısı, çevrede uyuyanlar yine büyük bir gürültü ile uyanmışlar, uyumayanlar ise dağın yine kuzeydoğusuna ateşten bir top düştüğünü görmüşler. Ertesi sabah bölgeye ilk gidenler Gürbulak yakınlarında İran sınırına yüz metre mesafede, altmış metre çapında otuz metre derinliğinde bir delikle karşılaşmışlar. O günden sonra bu delik, Dünya'da bilinen ikinci büyük meteor çukuru olarak meraklılarını bekliyor.


Ağrı Dağı'nın bir yüzü Doğubeyazıt, öbür yüzü eski adıyla Sürmeli Çukuru, yeni adıyla Iğdır Ovası ile çevrilidir. Iğdır, doğunun Çukurova'sıdır; şeker pancarından pamuğa, kavundan şeftaliye, elma, erik, kayısıya kadar birçok tarım ürününün de ambarı. İran'a doğru uzayan Dil Ovası ile birlikte 770 bin kilometrekarelik alan, denizden 850 metre yüksektedir. Bunca verimliliğini de sırtını yasladığı Ağrı Dağı'nın önünü sert kara iklimi rüzgarlarına kapatarak oluşturduğu sera etkisine borçludur.


Ancak burada bir de sorun var, yörenin toprağı tuzludur, bu nedenle tarımın yaygınlaştırılabilmesi için son yıllarda toprak yıkanılarak tarım yapılacak hale getiriliyor.

Küp Gölü'nün suyundan çay içmeyen, çay içtim demesin

Yörede su, altın değerinde. Yayla köylüleri, Ağrı Dağı mağaralarında kışın stokladıkları karı eritip su ihtiyacını karşılıyorlar. Küp Gölü suyunun ise ayrı bir özelliği var


İki ova arasına duran Ağrı Dağı'nın tabanının oturduğu alan, tam tamına 130 kilometre, başı sürekli kar ve buzullarla kaplıdır ancak gelin görün ki, yöre susuzluktan kırılır. Volkanik arazide su adeta altın değerindedir, buzul yalaklarına ve doruğa yakın yerlerde eriyen karların suyu, dağın yamaçlarından aşağıya inemeden lav artıklarının arasında kaybolup gitmektedir. Bazı alanlarda açığa çıkan su ise daha önce söylediğimiz gibi taşıdığı mineraller nedeni ile sadece görüntüde vardır. Yine de dağın çevresinde tatlı su kaynakları yok değil; Serdarbulak, Bulakbaşı bunlardan en büyükleri.


Yörede su ihtiyacı genellikle kar suları eritilerek karşılanıyor. Ağrı Dağı'nda 2000 metre rakımı geçerken bazı mağaralar var. Bu mağaraları, yörede yayla kuran köylüler soğuk hava deposu olarak kullanıyorlar. Hatta bazı köylülerin bu mağaralara bütün kış doldurdukları karı yazın eritip içme suyu elde ettikleri söyleniyor. Bir de eskiler, eşeklerle 3300 metre yükseklikteki Küp Gölü'nden su taşıdıklarını anlatırlar, hatta bu gölün suyundan çay içmeyenin, ben çay içtim dememesi gerektiğini söylerler..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 


 


Yorum Ekle