CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL
Tam anlamıyla, Türkçe'deki "hamur yoğurmak istemeyen kadın, akşama kadar un elermiş" özdeyişine uygun düşen bir tavır. Kobani düştü, düşecek iken, "Kobani'ye müdahale" için ABD'yi kastederek, "Suriye'nin tümüne müdahale edilecekse, yani Başşar Esad rejimi düşürülecekse, ben varım; aksi halde Kobani konusunda ben yokum." Ankara'nın Kobani'ye bakışı budur...
Bayram arifesinde Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Selahattin Demirtaş ile görüşmesinde sarfettiği Kobani'nin düşmemesi için elimizden geleni yaparız sözünün yerine getirilemeyeceğinden emindim. Türk devletinin, AKP tarafından tevarüs edilmiş olan ve hatta daha ince biçimde geliştirilen Kürtlere yönelik böl-yönet politikasında esasta bir değişiklik görmediğim için emindim.
Bayram bitti. Bayram sırasında IŞİD, Kobani çevresinden ilerledi, kente girdi. Doğu mahallelerine bayrağını çekti. Bu yazı yazılmakta olduğu sırada, Kobani Kantonu Eşbaşkanı Enver Müslim dahil, yöneticilerin de elde silah, şehirde savaştıkları ve Kobani'nin kimi noktalarında göğüs göğüse savaş sürdüğü haberleri geliyordu.
Bu zaman zarfında, Başbakan'ın söylediği şekilde Kobani'nin düşmemesi için Türkiye ne yaptı?
2) PYD Eşbaşkanı Salih Müslim'in Türkiye'den destek taleplerini dile getirdiği ani ziyaretinde, kendisine karşı öne sürülen kabulü mümkün olmayan şartlar;
3) Başbakan Davutoğlu'nun önceki gece CNN'de Christiane Amanpour'a söyledikleri.
IŞİD ile barış iddiası ile çözüm sürecine girmiş olduğunuz varsayılan PKK'yı bir tutuyorsanız ve PKK ile PYD arasında da fark gözetmiyorsanız; PYD'li Kobani'ye IŞİD saldırması karşısında kılınızı kıpırdatmanız için hiçbir sebep olmaz.
Zaten, Salih Müslim'e öyle şeyler söylenmiş ki, bunlar, üstü kapalı biçimde IŞİD'in Kobani'yi ele geçirmesinin, AKP iktidarı için çok daha vahim bir gelişme olarak görülmeyeceğini ortaya koyuyor. Aslı Aydıntaşbaş, önceki gün Milliyet'teSalih Müslim'le Kobani Pazarlığı başlıklı yazısında PYD liderinin önüne konulan şartları yazdı:
... Üst düzey bir yetkili, Ankara'nın tutumunu IŞİD ve PKK arasında seçim yapmak zorunda mıyız ki? diye özetledi. (Aslında 'Evet!' ama o ayrı bir yazı konusu.)
Bu görüş, Salih Müslim'in gizli Türkiye gezisindeki pazarlıklara da yansımış gözüküyor. Türkiye, PYD'ye doğrudan ya da örtülü silah yardımı yapma seçeneğini zaten gündemine almıyor. Bu konuda askerin ve Çankaya'nın net çekinceleri var; ayrıca hukuken de, siyaseten de PKK'ya silah yardımı mümkün değil.
Bu durumda Ankara'nın PYD'yle yaptığı temaslarda masaya koyduğu havuç, üçüncü tarafların (Batı ya da Irak'taki bölgesel Kürt yönetimi) PYD'ye yardım ulaştırmasındaki vetoyu kaldırmak. Mesela Erbil'in ya da Batı'nın PYD'ye silah yollamasına göz yummak
Salih Müslim'e sunulan bu... Ama karşılığında Ankara PYD'nin önüne yüksek bir fatura koyuyor. Türkiye şu zamana kadar PYD'nin Suriye'deki demokratik özerklik deneyimine nötr davrandı. Şimdi PYD'den bu konuda taviz vermesi; ilan ettiği kanton yapısından geri adım atması; Suriye'nin yönetim biçimiyle ilgili konuları gelecekte Suriyelilerle birlikte almasını istiyor.
Ayrıca PYD'den Kandil'den ziyade İmralı'dan gelen mesajlara daha dikkatli kulak kabartması isteniyor...
Murat Yetkin'in Radikal'deki dünkü yazısında bu bilgiler teyit edilmişti:
Ankara'da Dışişleri ve MİT yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde temel olarak şu mesajlar verildi:
Silah ve destek istiyorsanız, Beşar Esad rejimi karşısında tavır alın, Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) katılın. Böylece ABD-öncülüğünde oluşturulan koalisyonun ÖSO'ya yapacağı yardımdan yararlanırsınız.
Suriye'deki iç savaştan istifade Türkiye sınırına komşu bir özerklik ilanından kaçının. Türkiye bunu bir güvenlik tehdidi sayacaktır.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yüzünde alaycı gülücüklerle konuşurken, Salih Müslim'den de, Kobani'deki vahim durumdan da, şu vurgularla söz edebiliyordu:
Askerlerimiz çocukları kucaklarında taşıyorlar, yaşlılara yardım ediyor, insanlara su veriyorlar, mama veriyoruz, barındırıyoruz. Bir Allah razı olsun, demez mi be adam!, Neden PKK yardımınıza gelmedi, neden öteki kantonlara geçmediniz? Yaa, işte sizi ancak Türkiye korur. Allah bin kere razı olsun diyeceğine, taş atıyor. Hayatı taş atmakla geçmiş bunların, eşkiyalıkla geçmiş
Finlandiya'dan geldi, şimdi Ankara'da
Bunlar kantonlar kurmuşlar. Aman Allahım! Nerede kantonlar, nerede silahlı güçler şimdi!
Bu edadan, AKP iktidarının Kobani'nin düşmemesi için elinden geleni yapacağı sonucu mu çıkar, yoksadüşmesinden yani Kobani Kantonunu ortadan kalkmış görmekten özellikle memnun kalacağı mı?
Bu arada, Başbakan Ahmet Davutoğlu da, CNN'in ünlü Christiane Amanpour'una Kobani'nin doğu yönündeki dış mahallelere IŞİD bayrakları dikildiği sırada şöyle konuşabiliyor:
Kobani'dekiler bizim kardeşimizdir. Biz, Kürt, Türk, Arap diye bakmıyoruz. Ancak eğer Kobani'ye müdahale edilecekse, biz de diyoruz ki, Suriye'nin tamamına müdahale edilsin.
Tam anlamıyla, Türkçe'deki hamur yoğurmak istemeyen kadın, akşama kadar un elermiş özdeyişine uygun düşen bir tavır. Kobani düştü, düşecek iken, Kobani'ye müdahale için ABD'yi kastederek, Suriye'nin tümüne müdahale edilecekse, yani Başşar Esad rejimi düşürülecekse, ben varım; aksi halde Kobani konusunda ben yokum.
Ankara'nın Kobani'ye bakışı budur. Türk devletinin Kürtlere geleneksel bakış tarzının İslamcı Türk devletindeki devamıdır. Ankara için, bir Kürt özyönetimi asla kabul edilemez, zira bu, gelecek için, Türkiye Kürtlerine çok kötü bir emsal oluşturur.
Ankara'nın Kobani düşmek üzere iken, PYD'ye yönelik tavrının şudur.
Bizden yardım mı istiyorsunuz? Öyleyse, 'kanton'dan vazgeçin, , benim talimatı yerine getirin; şu anda ne idüğü belirsiz olsa da Özgür Suriye Ordusuna katılacağınızı ilân edin. Ve, Allah sizden razı olsun diyerek önümde eğilin.
Bu tavrın, YPG'nin tam da IŞİD karşısında Kobani için ev ev savaştığı bir sırada, ona gelin sizden Hamidiye alayları yapalım, gelin sizi korucu yapalım demekten hiçbir farkı yoktur.
Bu yaklaşımın, ayıplı olması bir yana, gayrı ciddidir. Ama daha da önemlisi, çözüm sürecini kurtarmak içinçok geç kalınmakta olduğu izlenimini vermesidir.
Kobani'de özerk Kürt yönetimi görmeye tahammülü olmayan bir anlayışın Abdullah Öcalan ile neyi çözmeye niyeti olduğunu anlamak da kolay değildir.
Acaba öyle bir niyeti var mıdır? Olmuş mudur?