SON DAKİKA

2015: Dış politikanın zor yılı, çünkü...

2015: Dış politikanın zor yılı, çünkü... 03 Ocak, 2015 15:57 Güncelleme: 03 Ocak, 2015 15:57 2015: Dış politikanın zor yılı, çünkü...

Ahmet Davutoğlu, şimdi "siyasi rüştünü ispat" zorunda. Hem Türkiye önünde, hem AKP'ye karşı ve hem de bizzat kendisini eliyle başbakan -daha önce de dışişleri bakanı- yapmış olan Tayyip Erdoğan'a karşısında.

2015, Türkiye'nin uluslarararası politikadaki konumu ve dış politika tercihleri açısından çok çetin bir yıl olacak. Bu, besbelli.

Böyle olacak olmasının başlıca sebepler var. Biri, malûm, bu yıl Ermeni Soykırımı'nın 100. Yıldönümü. Bütün bir Ermeni diasporasını canlı ve Türkiye'yi hedef alan bir faaliyet içine sokacak “simgesel” bir özelliği var 2015'in.

Tabii, uluslararası sahada Türkiye ile sorunlu olan ya da Türkiye'nin bir “ders” almasını isteyen kim varsa, Ermeni dosyasının arkasına gizlenerek de, “atış” yapabilecek.

Türkiye, 100. Yıldönümü vesilesiyle muhatap olacağı söz konusu kampanyanın etkilerini çok azaltabilecek adımları atmakta zaten çok gecikmişti; ama bu yıl içinde atması hiç beklenemez.

Zira, 2015, bir “kader seçimi” niteliğinde seçim yılı Türkiye'de. Seçim yıllarının, ülkeler için “radikal adım” atmaları bakımından en uygunsuz, en imkânsız yıllar olmaları bir yana, Türkiye'deki iktidar bu konuda adım atmaya zaten hiç teşne görünmüyor.

Türkiye'de iktidar partisinin başında seçime girecek olan kişinin Başbakan Ahmet Davutoğlu olması da, Türkiye'nin 2015'teki uluslararası konumu ve dış politika tercihleri açısından bir başka ciddi “handikapı”nı oluşturuyor.

AKP, 2002'de iktidara geldiği genel seçimlerden beri ilk kez Tayyip Erdoğan dışında bir genel başkanın altında seçimlere girecek. Yüzde 34'le başladı, 2007'de yüzde 47'yi, 2011'de yüzde 50'yi buldu; Tayyip Erdoğan ile girdiği son seçim, “17-25 Aralık krizi”ni izleyen 2014'teki (30 Mart) yerel seçim idi ve ondan da yüzde 45 dolayında sağlam bir oy çoğunluğuyla çıktı.

Ahmet Davutoğlu, şimdi “siyasi rüştünü ispat” zorunda. Hem Türkiye önünde, hem AKP'ye karşı ve hem de bizzat kendisini eliyle başbakan –daha önce de dışişleri bakanı- yapmış olan Tayyip Erdoğan'a karşısında.

Onu elinden tutup oraya getirmiş olan kişinin ondan beklediği, kendi gündemini uygulaması için gerekli bir oy oranı ile AKP'ye zafer getirmesi. Ancak, AKP'nin Ahmet Davutoğlu önderliğinde sağlayacağı zaferin, geçmişte Tayyip Erdoğan'ın elde ettiklerinin üzerine çıkmaması, hiç değilse onu “egale” dahi etmemesi gerekiyor ki, Tayyip Erdoğan ismi gölgelenmesin; Ahmet Davutoğlu “kendi kanatları” ile değil, aldığı “ödünç kanatlar” ile uçmaya devam etsin.

Ne var ki, Ahmet Davutoğlu'nun kendisi de “iddialı” bir şahsiyet. Tezleri ile iddialı, bir “dış politika kuramcısı” olarak iddialı, bir “medeniyet kuramcısı” olarak felsefi alanda iddialı, bir “entelektüel” olarak, bir“düşünür” olarak ama aynı zamanda “stratejist” olarak, bir “siyasetçi” olarak, bir ”devlet adamı” olarak iddialı.

Böyle bir şahsiyetin, olsa olsa Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa'sı, ya da II. Wilhelm'in “kurucu” şansölyesi Bismarck düzeyinde bir “ikinci adamlığa” rıza göstereceği beklenebilir ama Davutoğlu'ndan Yıldırım Akbulut olması beklenemez.

Cengiz Çandar'ın yazısı

 

Yorum Ekle