Ne söylenirse söylensin, hangi propaganda tekniğine başvurulursa vurulursun, eleştirilere yönelik nasıl bir tehditkâr dil kullanılırsa kullanılsın, gerçek değişmiyor: Türkiye, sınırları dışında hukuki anlamda tek vatan toprağı olarak tanımladığı küçücük bir araziyi koruyamamış ve terketmiştir.
Ahmet Davutoğlu'nun Hiç kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkışmasın sözleriyle babalanmasının hiçbir hükmü yoktur. Zira, IŞİD, Türkiye'nin gücünü test etmiş ve onu sınırlarının 33 kilometre ötesinde 8797 metrekarelik bir toprağı koruyamaz olduğunu ortaya koymuştur.
Cenk Sidar'ın Diken'de yazdığınca, Reyhanlı terörist saldırısına, savaş uçağımızın düşürülmesine, Musul başkonsolosluğumuzun işgaline ve personelin rehin alınması olaylarının hiçbirine Türkiye Cumhuriyeti büyük devlet olmanın gerektirdiği türden bir yanıt verememiştir. Süleyman Şah'ın tahliyesi ve toprakların arkada bırakılarak kaçılması da bu iflasın başka bir göstergesi olmuştur.
Bu manzara karşısında, Ne yani savaşa mı girseydik? Suriye bataklığına mı saplansaydık? vs. cinsinden demagojiye sığınmak, görülmemiş ölçüdeki bir dış politika faciasının üzerini örtemiyor.
NATO'nun en büyük ikinci askeri kuvvetine sahip olmakla bunca yıl böbürlenmiş olan Türkiye'nin bir yandan da bölge gücü olma iddiası ortaya atılıyor ve artık olayların peşinden sürüklenen bir ülke değil,düzen kurucu olduğundan söz ediliyordu.
Ve bu Türkiye, tekrar edelim, sınırlarının 33 kilometre güneyindeki 8797 metrekarelik bir futbol sahası büyüklüğünde- toprağını IŞİD karşısında koruyamayarak terketmek zorunda kalmıştır. Nokta.
Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu isimleriyle temsil edilen dış politikanın 2015 Şubat fotoğrafı budur.
Konunun geri kalan kısmı da, bir yığın abuk subukluğu ve soru işaretlerini içeriyor. Süleyman Şah Türbesi 33 kilometre güneyden getirilip, Türkiye sınırının 180 metre dibine, Suriye topraklarının içine yerleştiriliyor. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, vatandaşları, Fatiha turizmine özendiren açıklamalar yapıyor.
Ezgi Başaran'ın Radikal'deki yazısında bu yer değiştirmeninuluslararası hukuk bakımından mümkün olamayacağı gerekçeleriyle anlatılıyordu. Ortaya bir de, Süleyman Şah Türbesinin nakledilmesi tasarlanan toprağın mülkiyet sahibi Suriye Kürt Bozan Osman çıktı. Bazı Türk gazetelerine açıklama yapan Bozan Osman, Arazi bana ait. Ben araziyi satmadım. Herhangi bir anlaşma da yapmadım. Üç gün önce arazimde çalışma olduğunu duydum. Sorunca türbe yapılacağını söylediler. Gidip konuştum askerlerle. 'Bir şey olmaz, biz sizin kıymetinizi biliyoruz' dediler. Zaten zor durumdayız. Şu anda türbenin yapılacağı arazi üzerinde buğday, arpa falan ekiyorduk. Suriye'de toprak çok pahalıdır. Ne olacak bilmiyoruz diyor.
Bir devlet ancak bu kadar trajikomik bir görüntüye sokulabilir.
Hem Süleyman Şah Türbesi madem muvakkat yani geçici olarak boşaltıldı; 1) Niçin Türkiye sınırları içine geçici olarak alınmadı da, bir Suriyeli Kürt köylüsünün arazisine, ona haber vermeden taşınmaya kalkışılıyor? 2) Türbenin geçici yeri için, niçin Türkiye ile sıkı ilişkiler içindeki Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı grupların kontrolündeki değil de, PKK'nin uzantısı olarak görülen ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın önceki gün üzerine basa basa terörist bir örgüt diye nitelediği PYD ile YPG bayraklarının dalgalandığı bir alan seçilmiştir?
Çok kişi, Ankara ile PYD ve giderek PKK arasında- yeni bir sayfanın açılmış olduğuna işaret ederek, bundan böyle iktidarın DAİŞ (yani IŞİD) yerine, ona karşı ABD'nin de ilişki kurduğu PYD ve YPG ile işbirliğine gideceği spekülasyonunu yapıyor.
Acaba?
Şunun şurasında iki hafta önce, PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ile Kobani'de savaşan YPJ (Kadın Savunma Birlikleri) Komutanı Nesrin Abdullah, Elysée Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Hollande tarafından kabul edilmişti. Nesrin Abdullah'ın üzerinde askeri giysiler vardı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise kısa süre önce, Kuzey Irak'taki gibi bir oluşuma Kuzey Suriye'de engel olunacağını söylemiş ve bir tür Kürt özerkliğini ifade eden kantonlara karşı çıkmıştı. Sözcüsü Kalın, Hollande'ın Paris'te Cumhurbaşkanı Sarayı'nda kabul ettikleriniterörist diye tanımlıyor.
Cengiz Çandar'ın yazısı